29 Mart 2010 Pazartesi

Animelerin Yararları

Yaklaşık dört yıl önce bir arkadaşımın "Animasyon filmleri seviyorsun aslında anime de seversin sen." demesi üzerine anime takipçisi sevgilim de beni Hayao Miyazaki ile tanıştırdığından beri anime izlemek en büyük hobilerimden biri. Hayatımın bir parçası haline getirebilmiş değilim henüz, internete düştüğü anda indiremiyorum ya da uzun soluklu animelere kendimi veremiyorum sınavlar, dersler dolayısıyla, daha kısa serileri ve uzun metrajlı animeleri tercih ediyorum daha çok. Fakat yine de hatrı sayılır derecede hayatımı etkiliyor anime izlemek.


Mesela geçen gün markette alışveriş yapıyordum. Oyuncak reyonunda on iki yaşlarında, uzun boylu, uzun bacaklı, saçlarını iki yandan toplamış, pembe şortlu ve pembe tişörtlü, spor ayakkabılı, sırt çantalı bir kız çocuğu gördüm. Kızı gördüğüm anda aklıma animelerdeki kız çocuğu imajı geldi. Gerçek hayatta karşıma çıkan pek çok görüntü bana animeleri anımsatıyor artık, gerçek hayatta yaptığım şeyler de animelerdeki günlük hayata göndermeymiş gibi geliyor. Tam tersi olduğu halde, animeler gerçek hayatı anlattığı halde ben bir kitap okurken, ders çalışırken kendimi bir okul animesinde ders çalışan bir öğrenciymişim gibi hayal ediyorum. Üstelik Japonlar çalışkan insanlar olduklarından, yarattıkları okul animelerindeki öğrenciler yaşadıkları onca entrikaya, iniş çıkışa rağmen sınav zamanlarında mutlaka birkaç gün kendilerini eve kapatıp ders çalışırlar. Onlardan feyz alabiliyor olmam harika. Bilgisayar oyunu oynadığım zamanlarda da sık sık Konata gelir aklıma zaten. Ha, şu anda da evde temiz pijama kalmadığından mart sonunda evde şortla gezmek zorunda kalıyorum, olsun, animelerde de karakterler hava ne kadar soğuk olursa olsun şort giyebilirler, sadece atkı ve eldiven takmaları ısınmaları için yeterli nasıl olsa.

Anime izlemek insanın boş vakitlerinde canının sıkılmamasını sağlayan en güzel şey. Bazen bilgisayar başında hiçbir şey yapasım olmadan oturuyorum, oyun oynamak istemiyorum, bir şeyler okuyacak takatim kalmamış, bir iki saat sonra yatmam gerekiyor ve film izlemek içimden gelmiyor, başlarsam bitirebileceğimden emin olmuyorum. İşte o zaman her bölümü yaklaşık 20 dakika süren anime serilerim yardımıma koşuyor. Yirmi dakika. İdeal süre. Bir şey izlemek için özel vakit ayırmak ayrı, bir şeyler yaparken araya bir şey izlemeyi sıkıştırmak ayrı zevkler. Aralarda anime izlemek, insanı çok kez sıkıntıdan kurtarır. Üstelik online anime izlemeye yarayan birçok anime sitesi de olunca internette, indirmek için beklemeye de gerek kalmıyor bir animeyi. İndirmek isteseniz bile zaten yirmi dakikalık bir bölüm en fazla kaç dakikada inebilir ki?

Animeler sayesinde İngilizcemi geliştirdiğimi de söylemem gerekir. Türkiye'de anime ve manga takipçiliği ne yazık ki kanayan bir yara ne de olsa. Sorsanız on kişiden dördü anime izliyor ve manga okuyor. Oysa Türk kanallarının prime-time'a girebilmiş anime serileri olmadığı gibi anime çocuklara yönelik bir şey olarak görülüyor hala televizyon sektörünce. Aynı şekilde, Japonya'da manga kültürü tıpkı bir mizah dergisiymiş gibi marketten haftalık olarak alınan çizgi roman serilerini takip etmek şeklinde fakat Türkiye'de bir mangayı bulabilmek için (cilt halinde. Haftalık olarak takip etmek zaten rüya.) kitabevlerine sipariş vermeniz, büyük kitabevlerine gitmeniz ve büyük paralar ödemeniz gerekiyor. Üstelik çoğu seri Türkçe'ye çevrilmiyor bile. Bu yüzden anime ve manga kültürü Türkiye'de yüksek çoğunlukla internet üzerinden yayılmakta, çeviriler de gönüllü manga ve anime hayranları tarafından yapılmakta. Ama her animeyi Türkçe'ye çevrilmiş halde bulamıyorsunuz internette. Ya da anime altyazıları, film altyazıları kadar yaygın olmadığı için ulaşmanız zor oluyor. Bu yüzden genelde internete verildiği haliyle yani Japonca dublajlı, İngilizce altyazılı şekilde izlediğim animeler sayesinde kelime dağarcığım, konuşma İngilizcem ve   gramerim kesinlikle ilerledi, o kadar ki artık kendime güvenerek kendim de manga çevirmeye başladım.

Anime izlemek dizi izlemekten daha keyifli. Çünkü izleyicinin hayal gücüne daha çok şey bırakılıyor. Üstelik konuları da genellikle dizilerden çok daha çekici ve çok daha enteresandır animelerin. Bir kere dizi ve film oyuncularının özel efekt kullanmadan yapabilecekleri cambazlıklar sınırlıdır, kullanılan mekan, araçlar, hepsi para odaklı olduğundan kırk yılda bir bilimkurgu dizisi yapılır, kırk yılda bir ses getiren bir film çekilir bu konularda. Fakat animelerde her şey çizerin ve senaristin (genelde de aynı kişidir çizer ve senarist) hayalgücüyle gelişir. Bir korsan animesinde uzayabilen kollar - bacaklar, lastik bir çocuk görmeniz işten bile değildir. Ya da bir okul animesinde, "slice of life" serisinde bir uzaylı, bir zaman yolcusu görebilirsiniz. Bir kale olduğu gibi uçabilir ve yer değiştirebilir, bir akşam yemeği eğer onu yerseniz sizi domuza dönüştürebilir, ormanın derinliklerinde yürürken ormanın ruhuyla tanışabilirsiniz, animenin kahramanı bir hayvan olabilir, hayvanların rol yapması da animelerde çok kolaydır ne de olsa... Ve bir animede her şey olabilir

Anime izlemek, içinizde derinlerde kalmış duygularınızı da okşar. Çocuklara yönelik olarak yapılmaz pek çok anime, çoğu on üç yaşın üstündekilere yönelik olacak derecede şiddet, cinsellik ve küfür içerir. Ancak yine de çizgilerle anlatılan her aşk hikayesi benim için iki oyuncunun birbirine gerçekten aşık olmadığını bildiğimiz halde izlediğimiz, en fazla "çok güzel rol yapmışlar" dediğimiz sinematik aşk hikayelerinden daha iyidir. Yine pek çok animenin kahramanı ortaokul ya da lise çağındaki gençlerdir, sıklıkla çocuklar da kullanılır. Çocuksu yanlarımızı ekranda görmek ne kadar heyecan vericidir anlatamam! Bir çocuğun bir hayvana duyduğu sevgiyi, çocuklar arasındaki masum bir rekabeti izlemek de bana pek çok diziyi ve filmi izlemekten daha çekici gelir. Ölüm de animelerin çok önemli bir parçasıdır, ölümün gerçekliğine her zaman hazırsınızdır bir anime izlerken, başrol kahramanları her an ölebilir, dizilerden ve filmlerden daha gerçekçidir animeler. Bu yüzden yaralanmış ve ölmek üzere olan bir kahramanı izlerken gözlerinizden yaşlar süzüldüğünü fark edebilirsiniz. O gerçekten ölüyordur çünkü, bir dizi kahramanı gerçekten ölmez, bir aktör gerçekten ölmez. Ama animede o karakter öldükten sonra bir daha o karakteri başka bir animede göremeyeceksinizdir.

Anime izlemeye başladıktan sonra Japon kültürüne karşı bir ilgi beslemeye başlarsınız ister istemez. Etrafımda genelde böyle, önce anime izlemeye başlar arkadaşlarım, sonra Japon kültürünü araştırmaya. Önce Japonca öğrenmeye merak salıp, bonsai yapan ve sonra anime izlemeye başlayan biri var mıdır bilmiyorum. Genelde animeler ve mangalar, Japonların tüm dünyaya kültürlerini anlatma yolu oluyor kanımca. Üstelik öyle de sıcak, bize yakın, zeki ve çalışkanlar ki. En kötü karakterler bile sevilir animelerde. En kötü karakterin bile öyle davranmasının bir sebebi vardır ve kötü karakter bile aslında öyle davranmak istemez. 

Ayrıca anime izlemeye başladıktan sonra kendinizi Japonca taklidi konuşurken görmeniz de kaçınılmaz. Her insan hayatında bir kere fake İngiliz aksanı ve Japonca konuşmalı zaten! İkisi de çok eğlenceli. "Çok teşekkürler." dedikten sonra "Çotto matte." demeye ne kadar benzediğini fark edip "Çotto..." demelisiniz mesela. Bunu eğer dişiyseniz animelerdeki mızmız kız karakter aksanıyla söylemelisiniz hem de. 

Bir de internette gezinirken bulduğum (StumbleUpon sağolsun) İngilizce bir metin vardı. "Elli maddede hayat hakkında animelerden öğrendiklerim" listesi yapmıştı bir otaku. Onun Türkçesini YKY'nin Sanat Dünyamız adlı üç aylık sanat dergisinin 105. sayısında buldum. Keşke uzun olmasaydı da onları da burda paylaşsaydım ya da orjinal İngilizce metni bulabilseydim ama kader işte. 


8 yorum:

  1. ahhh o dediğin "elli maddede hayat hakkında animlerden öğrendiklerim" bir arkadaşımın profilinde vardı ama beni silmiş facebookundan :( hiç sevilmiyorum pehhh

    Ve evet bir anime karakteri öldüğünde gerçekten ölür ve onu bir daha başka bir yapımda başka bir animede dahi göremezsiniz o yüzden daha duygusaldır animeler! gerçek yaşam gibidir.

    Kötü karakter derken Sasuke'den bahsediyorsun di mi? :P onun kötü olmasının sebebi bile affedilemez, şerefsiz şey gebersin!!!!
    aahahhaah

    "AMA NANA NASIL REN'E GERİ DÖNMÜŞTÜ YAAA!! SÜPERDİ" gibi muhabbetler yapmak cidden eğlenceli değil mi?

    YanıtlaSil
  2. Off off, hayatımdaki pembe dizi eksikliğini shojo'lar da olmasa neyle kapatacaktım. Ren'e dönmesini bırak Nana ne giymişti yaaa bile diyorum. :D

    Ahaha Sasuke'den bilinçli olarak bahsetmemiştim hep öyle olur ya hani Miyazaki karakterleri kötüdürler ama aslında kötü olma sebepleri vardır falan. Ama Sasuke de cuk oturmuş diyosun yani...

    :*

    YanıtlaSil
  3. ne güzel yazı! hemen eve koşup anime izlemek geldi içimden :)

    death note dışında (ki çok, pek çok sevmiştim kendisini) anime/dizi izlemedim, tavsiye edebileceğin anime var mıdır bana?

    bir de şu japonca taklidi bende de olmuştu death note zamanında, bütün gün etrafta "ottoooo, şinanay!" diye diye geziyordum :D

    YanıtlaSil
  4. :) Teşekkür ederim, sevindim anime izleme isteği doğuruyorsa yazı (amacıma ulaşmışım hehe).

    Ya bu aralar Kimi Ni Todoke'yi izliyorum, onu tavsiye ederim şiddetle. Ama şimdiye dek izlediğim anime serileri içinde beni en çok etkileyen NANA'ydı, Nana'yı da izlemeli bence herkes. Bir de Hayao Miyazaki'nin uzun metraj animeleri, onlar başlıbaşına birer sanat eseri, sanırım anime sevmek için sadece Miyazaki izlemek bile yeterli. (Hatta direkt olarak örnek vermem gerekirse de Howl's Moving Castle, Ponyo On The Cliff By The Sea ve Princess Mononoke kesinlikle çok iyiler Miyazaki animelerinden.)

    YanıtlaSil
  5. teşekkürler, ilgimi çekti ikisi de, bir kenara not aldım. fullmetal alchemist de cok övülüyor, sanırım doğru dürüst ilk zaman bulduğumda bu üçünü de indirip, animeye vericem kendimi :)

    miyazaki'nin filmlerini bilmez olur muyum, bir anlamda onlar sevdirdi bana animeyi diyebiliriz :)

    sadako'ya hiç benzemiyor o kız bu arada :p

    YanıtlaSil
  6. Ah ah, değil mi ya, güzeller güzeli kızımız... :)

    YanıtlaSil
  7. "Önce Japonca öğrenmeye merak salıp, bonsai yapan ve sonra anime izlemeye başlayan biri var mıdır bilmiyorum"

    Var :)

    YanıtlaSil

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)