29 Ocak 2011 Cumartesi

İğneli Yazı

Ben şiir sevmem ama bir şiir vardır ki onu dört - beş yaşımdan beri bilirim, aklıma geldikçe gülümserim. Üstelik şiir sevmememe rağmen Pablo Neruda'yı da tanır, onu da çok severim. Hatta Kaptan Cousteau'nun, ölüm haberinden çok öncesinden beri kim olduğunu bilirim, müslüman olarak ölüp ölmediği ile ilgili yapılan safsata haberlerden hatırlamam adını... Çünkü ben çocukken Türk mizah dergileri bugünkü gibi değildi.

Şimdi, pek çok konu hakkında ahkam kesebileceğim bir blogum var ve bunu kullanarak pek çok konu hakkında ahkam kesiyorum. Kimseye o konu hakkında ne kadar bilgili olup olmadığımın hesabını vermem de gerekmiyor bir konuyu eleştirebilmem için, blogların böyle bir özgürlüğü var, makale yazmıyoruz sonuçta. Ama yine de ben bu konuda af buyurun biraz bilmişlik yapacağım. Okumayı üç yaşımda öğrenmişim, öğrenmişim diyorum çünkü tam olarak hatırlamıyorum bile. Üstün zekalı falan da değilim, gördüğünüz üzere bir fakülteyi altı yıldır bitirmeye çalışıyorum (tamam sikindirik bir bölüm okumuyorum, hukuk ve tıp okuyanlarda bir yıllık gedikler hoş görülür ama iki yıl pek hoş görünmüyor içerden, emin olun...) ve erken yaşta okuma öğrenmemin hayatıma belirgin bir katkısı olmadı. Çok fazla kitap okuyorum, kendimi bildim bileli de kitap okuyorum, bu güzel bir şey ama bence bir artı değil, zaten olması gereken bir şey... lafı uzatmadan konuya dönüyorum ki erken yaşlardan beri okuma bildiğim için yine kendimi bildim bileli mizah dergisi de okuyorum. Annem gençken Gırgır alırmış, sakladığı Gırgırları da sayarsak, evde dergi arşivine epey yer ayırmamız gerektiğini de hayal edin, çok uzun bir dönemin Türk mizah dergilerini okudum diyebilirim, mizah dergileriyle büyüdüm ve kişiliğimi, ilgi alanlarımı, espri anlayışımı şekillendiren bir dergiden söz etmek istiyorum: Dinozor.

Evimize Cumhuriyet gazetesi alınır yıllardan beri hiç değişmedi bu, annemle babam da evlenmeden önce ayrı ayrı Cumhuriyet gazetesi okurlarmış, evlenene kadar hangi gazeteyi okudukları konusunda konuşmamışlar hiç, bir gün eve ikisi de Cumhuriyet gazetesi alıp gelmişler ve tesadüf karşısında çok eğlenmişler. Dinozor da çocukluğumda Cumhuriyet gazetesinin 17. sayfasındaki çizgi bantların yetmeyişine karşı çok güzel bir sürpriziydi bana çizerlerin. İlk önce Cumhuriyet gazetesi çizerleri ve mizah yazarlarıyla başlayan Dinozor kadrosu, yıllarla büyümüş ve pek çok mizahçıyla ve daha da önemlisi pek çok sanat insanıyla dolmuştu. Mesela sizlere şöyle anlatayım ki, ortaokuldayken Dr. Skull'ı merak eder ama Edremit'te albümlerini bulamazdım çünkü Aptülika, Dinozor dergisinde yazıp çiziyordu. Aynı şekilde Vedat Özdemiroğlu, bugün Uykusuz'da yaptığı gibi kısa tespitler yapmıyordu (devir kısa tespit devri dostum, benim bu yazım da hiçbir takipçim tarafından sonuna kadar okunmayacak, vah!) da okuyuculara Pablo Neruda'dan bahsediyordu, Can Yücel'den bahsediyordu... Hani şimdilerde çok sevdiğimiz karikatüristleri merak etmiyoruz pek, kendilerini çiziyorlar genellikle, kendilerinden bahsediyorlar ya... O zamanlar kendilerinden pek bahsetmezlerdi, tiplerini merak ederdik. Sonra Dinozor, Cumhuriyet gazetesinden ayrıldı. Annem Gırgır almaya devam ediyordu, Dinozor'u da almaya başladık. Bir yandan da Leman okuyalım dedik. Leman'ın bugünkü "varoş ve Almancı" tavrı da yoktu o zamanlar, ne Kozalak karakteri derginin maskotuydu ne de şivesi bozuk yazılar yazarlardı... Sonra Leman'dan bir grubun ayrılmasıyla gelen Penguen, ardından çıkan Fermuar ve kısa bir süre sonraki Uykusuz, biz hepsini takip ettik annemle. Lemanyak ve Lombak da alıyorduk, bir zamanlar Lombak dergisinin içinde verilen Kemik de ayrı bir dergi oldu, o saatten sonra daha seçici davranalım dedik ve takip ettiğimiz dergi sayısını haftada üç, ayda bire düşürdük.

Bunların çetelesini şu yüzden verdim: Sanırım artık Türk mizahını takip etmeyi bırakacağım. Karikatürün yerini yıllar içerisinde söz sanatlarına, kelime oyunlarına bıraktığını takip ettim. Gülmedim mi, çok güldüm. Mizahın değişken bir şey olduğunu düşünüyorum zaten, ben de Yiğit Özgür'e ve diğerlerine çok güldüm bu kelime oyunlarını ortaya çıkardıklarında. Ama şu an ekmeğini yedikleri tek komikliğin kelime oyunları olduğunu fark ettim, yıllar içinde o kadar kolaya kaçılmaya başlandı ki hayretle izliyorum. Eskiden Deniz Ensari (bence pek çoğunuz kendisinin farkına bile varmıyorsunuz bir solukta Fırat'ı ve Yiğit Özgür'ün köşesini falan okurken.) köşesinde Şizofren Denizler adında bir konsept iş çıkarır ve her öyküde beni uzun uzun düşündürürdü, artık o bile tespit yapıyor.

Fark ettim ki bir ülkedeki değişimi izlemek için mizah dergilerindeki değişimi izlemek yetiyormuş. Allahaşkına çocukluğumdaki dergileri okudum geçtiğimiz yarıyıl tatilinde, hiçbir karikatürde ya da çizgi öyküde türbanlı bir karakter yokmuş, mini etekli kadınlar çiziliyormuş, hiçbir öyküde dini sözcükler yokmuş ve ölüm, dalga geçilen bir konu değilmiş. Birkaç ay önce, ölen bir madencinin eşiyle ilgili bir siyasi karikatür çizilmişti Uykusuz'da, şu an kelimelerle tarif edemeyeceğim kadar üzülmüştüm, ben bu kadar üzülmüşken, denk gelip de o madencinin eşi o karikatürü görse neler hissederdi diye düşünmüştüm. Eskiden ölen insanlar üzerine şakalar yapılmazdı, iş başında ölümler, iş kazaları, sadece eleştirilirdi.

Altın Küre ödüllerini izlediniz, değil mi? Sunucu Gervais, nasıl da belaltı dokundurmalar yaptı, çok cesurdu, kimse ona dava açmadı. Size bir şey söyleyeyim mi, eskiden karikatür dergilerinde Necmettin Erbakan ile Tansu Çiller öpüşürken çizilebiliyordu, siyasi figürler üzerinden mizah çok daha rahat yapılabiliyordu. Şimdiki başbakanın mizaha bakışı belli evet, hayvanlı karikatürler sonrası yaşanan gerginlikler ortada. Ama ben şimdiki mizahçıların dışardan gelen bir sansürden çok oto-sansüre maruz kaldıklarını düşünüyorum. Eskiden mizah dergilerinin muhalefet partilerinden çok daha iyi bir muhalefet yaptıklarını düşünürdüm. Artık mizah dergileri, muhalefet partilerine muhalefet yapıyor farkında mısınız? İktidar partisine hiç muhalefet yapmadıklarını söyleyemem, Uykusuz'un son Otisabi'li kapağını da gördüm ama genel olarak bakıldığında o kadar zayıf bir çığlık gibi geliyor ki bu bana...

Şimdiki mizah dergilerini kendi çocuğuma okutmam. Annem bana eski mizah dergilerini okuturken çok iyi yapmış. Ama ben kendi çocuğumun klişeleşmiş esprilere gülmesini istemiyorum, yaratıcı olmasını istiyorum, bir şey okuduğu zaman onun üzerine düşünmesini ve gerekiyorsa o şeyi araştırmasını istiyorum. Şimdiki mizah dergilerinden çocuğum en fazla Freud'un cinsel çıkarımlarını öğrenebilir, bir de Graham Bell'in telefonu icat ettiği ile yerçekimini bulan Newton'u. Ben şiir okumayı sevmem ama şu şiiri dört beş yaşlarımdan beri bilirim:


İĞNELİ

Anam babama aşık olmuş,

Babam da anama.


Gezelim bu çarşamba demiş babam.



Sur-dişli anam, öyle şık bir fistanı yok,



Ablasının nişanlığını istemiş ödünç,



Teyzem daha toplu, oturmamış üstüne entari,



Teyelle, iğneyle ayarlamışlar üstüne



Anamın.



Babam, kavilleri üzre, gelip topkapı dışındaki evlerine,



Anamı alıp, kaçbir tıramvaylan aktarma,



Bebeğe götürmüş o afrodit'i



Bebek sırtlarına çıkmışlar.



Babam oturtmuş anamı çayıra,



Denizi göstermiş,



İyi şeylerden söz etmişler,



Derken öpecek olmuş anamı,



Anam çoktan razı.



Babam el atınca orasına, burasına,



Fistandaki iğneler batmaz mı eline!



Ay! Demiş bağırmış babam...



O gün, o çayırda, o an



Düştüğüm için ben anamın imgelemine,



Yaşamda da, şiirde de



Böyle iğneli konuşmaklığım.



CAN YÜCEL

Ben bu şiiri bir mizah dergisinden öğrendim. Ne kadar ilginçtir ki Facebook'ta da şimdiye kadar bu şiiri görmedim, Can Yücel'e ait olmasına rağmen (!). Eğer bugün bir çocuğum olsaydı, herhangi bir mizah dergisinden herhangi bir şey öğrenemezdi. Bir şey öğretmek için mi mizah yapılmalı, yoksa sadece gülmek için mi? Bu sorunun cevabını vermek bana düşmez ama kendi tercihim sadece gülmekten yana değil.

5 yorum:

  1. şahane yazmışsın. aynı fikirdeyim, eskiden özellikle okurken sıkı bir takipçiydim, şimdilerde vapura falan bineceksem alıyorum, herkes nasıl da sindirildi göz göre göre inanamıyorum!

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim şahane dediğin için. :) Üzülüyordum bir süredir de nasıl dile getirsem bilemiyordum bu durumu, sonunda sessiz kalmayayım dedim, muhalefet yaptıkları falan kalmadı, sinir olmaya başladım gitgide yaratıcılıklarının azalmasına falan, onların umrunda değil tabii bu, paralarını kazanıyorlar ne de olsa, insanlar da onlar ne yazsa gülüyor artık, nasıl da düştü çıta bir anda hayretler içerisindeyim. :/

    YanıtlaSil
  3. Bir de 80 öncesi mizah dergileri var. Ben de o zamana yetişemedim ama sahaflardan topladım bulabildiklerimi. Cumhuriyetin ilk yıllarında hatta Osmanlı'nın son dönemlerinde bile çok çok sağlam "mizah" yapan dergiler var. Zekice, iğneleyici, düşünen, tartışan...
    Biz şu anki durumu eleştiriyoruz belki ama 80'lerde Türk mizah dergiciliği en sağlam dönemini yaşamamış içi boşaltılmış sanki. Çoğu alanda olduğu gibi...
    Eğer bir yerde denk gelirsen almanı öneririm.

    YanıtlaSil
  4. Eğer 80'lerde ve benim yazdığım döneme tekabül eden 90'lardaki mizah dergiciliği anlayışı "içi boşaltılmış" bir anlayışsa şimdikine ne demek gerekir bilmiyorum. Denk gelirsem elbette ki okurum eski mizah dergilerini, anlattığım üzere özel bir ilgim var, tavsiye için de teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  5. Özellikle Marko Paşa'yı önerebilirim mesela. Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, baş yazarı Sabahattin Ali. Gerçi karikatürden çok yazı var onda ama çok başarılı...
    Gırgır öncesi mizah dergilerimiz de muhakkak takip edilmeli bence. Gırgır'ı kötülediğim de düşünülmesin sadece şunu söylemek istiyorum, ondan önceki dergiler çok daha muhalifti.
    Rica ederim bu arada...

    YanıtlaSil

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (3) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)