21 Mayıs 2012 Pazartesi

Bir kedim bile... aa var lan.

Bu, ders çalışma kedisi.



Son zamanlarda çok kedi dedim blogda. Fotoğraflardaki kedi, benim kedim olmakla birlikte dünyanın en güzel kedisidir. İddialıyım çünkü sadece güzel değil, dünyanın en insancıl ve aynı zamanda en kişilik sahibi kedilerinden biri.

Kediyi sahipleniş hikayemden bahsetmiştim aslında ama bir noktayı itiraf etmekten kaçınmıştım. Küçükken sokakta bulunan bu kediyi sadece bana anlattıkları haliyle sahiplenmeye karar vermiştim, "İnanamazsın çok güzel, nasıl sokakta olur hayret ettik bulduğumuzda, bizi görünce arkamızdan miyavlıyordu, mama veriyorduk kucağımıza çıkıp burnunu yüzümüze sürtüyordu, tüyleri yumuşacık, bembeyaz, hem de güçlü, ufacık boyuyla çöp kutusuna başka kedi de yaklaştırmıyor, bizi de tanıyordu, aldık eve getirdik ama biz bakamayız..." Ve sonra ilk kez fotoğrafını görmek istediğimde yarrak kürek birkaç fotoğrafını yolladılar bana, çoktan "Ben alırım aman kimseye vermeyin," demiştim, fotoğrafı gördüğümde "Hassiktiiir..." dedim, rahat durmamış fotoğrafını çekmeye çalışırlarken, bebek kedi şımarıklığıyla hep hareket etmiş, doğal olarak da fotoğraflarda sanki dünyanın en yamuk, en eciş bücüş, en çirkin, en suratsız, meymenetsiz kedisiymiş gibi görünüyordu.

Arkadaşımın evine kediyi almaya giderken yolda gri, minicik bir kedi gördüm. Sevgilime "Ya ne biçim iş, şimdi kedi sahiplenmeye gidiyor olmasak bunu alırdım eve ben..." diyip dakikalarca yerde o kediyi sevdim, onunla oynadım, o kadar gönülsüz gidiyordum ki kedimi almaya, sevgilim de halime kıyamayıp "Bak ne yapalım biliyor musun, gerçekten hiç ısınamazsan, gördüğünde sevmezsen, o kediyi buraya bırakır, bu kedi hala burda olursa bunu alırız, nasıl olsa bir kedi sahipleneceksin, hangisi olduğunun önemi yok, buna bakar bunun hayatını kurtarırsın, diğeri hem güçlüymüş kendi başının çaresine bakabilir, vicdan azabı çekmene de gerek olmaz, arkadaşlarımıza da yolda elimizden kaçtı falan deriz, sorun yok..." dedi. Aklıma yattı benim de, kediye "Sen burda bekle, muhtemelen seni alacağız biz hihih," diyip yoluma devam ettim.

Eve girdiğimizde arkadaşımın kedileri kapıda üstümüzü başımızı koklamaya başladılar, zaten iki kedi besliyor olduğu için benim beyazı yatak odasına kapatmışlardı. "Niye, küçük olduğu için hırpalıyor mu bunlar onu?" diye sorduğumda kahkaha atıp "Hayır, o bunları hırpalıyor," dedi. Bize kahve yaparken, ben hala arkadaşımın kedilerini seviyordum, adam "Yatak odasına girebilirsin ya çekinme, kedini görmek istemiyor musun?" dediğinde "Ha, doğru..." diyip gönülsüzce, aklım o gri yavru kedideyken kapıyı açtım...

Bembeyaz, ufacık, cin gibi bakan ve hem şaşkın hem gülümser ifadeli bir kedi odadan dışarı fırlayıp beni görünce dikkati dağılarak gittiği yönü şaşırıp gelip bana sevimlilikler yapmaya başladı, eğilip başını okşadığımda da kucağıma oturup hırlamaya, bir iki dakika sonra da uyumaya başladı. Sevgilime dönüp göz kırptım, o da "Oha fotoğraflarda ne kadar çirkin görünüyordu..." diye hayret ediyordu o sırada, eğilip da sevdi kediyi, süt kokuyordu kedi, sıcacık kokuyordu.

Bu, saatlerce yaramazlık yapıp sızma kedisi.


Eve tek başıma getirmiştim kediyi, saatlerce evi inceledi, saatlerce kendi kendine oyunlar oynadı, ilk gecelerde hapşırmaktan uyuyamayıp "Kedi tüyüne allerjim varmış ya... Ölsem de bırakmam bu hayvanı..." diye ağlaya hapşıra gezerken, bir iki günde alıştım. Üç katlı, eski, avlulu bir Rum evinin ilk katındaki iki daireden birinde kalıyordum o zamanlar, yan dairemde de bölümden sınıf arkadaşım bir hatun yaşıyordu, onun da sekiz kiloluk Garfield gibi bir kedisi vardı, avluda pinekleyerek yaşayan. "Kedin çok hareketliyse bile senin yanında büyürken senin huylarını alacaktır, benimki üç yılda bana benzedi, yiyip içip yatıyoruz bütün gün, ilk geldiğinde odada devirmediği şey kalmıyordu..." demişti. Benim kedim de şimdi üç yıldır benimle, ilk zamanlarda kurcalayabileceği ne varsa kurcalıyor, devirebileceği ne varsa deviriyor, kendi hayal dünyasında avlayabileceği ne varsa saatlerce onu avlamaya uğraşıyor, sonunda yorgun düşüp orada burada sızıp saatlerce kendini aratıyordu. Artık gün içerisinde sessiz sakin bir köşede oturup camdan dışarıyı izliyor, uyuyacağı zaman da üzerime tırmanıp bana temas etmeden uyuyamıyor. O sekiz kiloluk azman yavrusunu da arkadaşımın "Senin kedin de avluya alışsın ya, dışarı çıkarsana, oynarlar hem..." tekliflerine kandığım her seferinde bacak kadar boyuyla dövdü ("Olsun olsun, öyle öyle alışacaklar birbirlerine, ayy dur çok fena dövüyor, oha dur kurtarayım benimkini, assiktir beni de çizdi, lan... Abii, alsana şunu, oha koca kedim dayak yiyor seninkinden ahah, lan!"...) ve bu kedi yaşadığı müddetçe yanına başka bir kedi getiremeyeceğimi anladım.

Bu, "Taşındık mı panpa, siz kitaplığı düzeltene kadar ben burda uyuyayım azcık," kedisi.

Şimdi evin içinde birbirimize çok fazla alıştık, yalnız yaşıyorum zaten, erkek arkadaşımın bende kaldığı zamanlarda ona da alıştı, bazı dönemlerde ben tatillerde ailemin yanına giderken falan erkek arkadaşım baktı kediye ama onu da sahibi olarak bellemedi, tek sahibi benim ve bu yüzden dünyanın en karakterli kedisi. Bazı kediler fazla yavşak, herkese kendini sevdiriyor. Benimkinin öyle bir özelliği var ki, eve gelen insanı ben seviyorsam ona bir şekilde "katlanıyor" ve genelde eve ilk kez gelen herkese şefkatle yaklaşıp ilk gelişlerinde kucaklarından inmiyor ama gidişata göre, bir iki saat sonra o insandan alabileceği maksimum faydaya ulaşınca, yeteri kadar okşanma, ıslak mama hediyesi, "Ay ne güzel yatıyo bu burda Sevil, hadi süt verelim kediye..." gibi kazandığı ikramlardan sonra yüzlerine bile bakmadan gelip yine kucağıma kıvrılıyor. Ve genelde insanları unutmuyor. Kedilerin insanları tanımadığını düşünürler, belki de doğrudur, benimki resmen tanıyor.

Bu da "Allahım ne günahım vardı da beni bardak altlığı yapacak insanların yanına verdin?" diyen isyan kedisi.

Bir arkadaşım var, kedi sevmez, benim kedime de sadece güzel ve yumuşak olduğu için bir iki kez şefkat göstermişliği vardır ama her gelişinde kediyi perdelerin arkasına saklanmasına neden olana kadar rahatsız eder, yüzüne sigara üfler, üzerine yürür, kediyle kedi olup gider kediye "kıhlar." Dövmeli, uzun boylu, olabildiğine vahşi görünüşlü, bir kediyle aynı fotoğrafta bulunması imkansız, kedi sevmeyen bu adam ne zaman bana gelse, sabah onu salonda yattığı yerde üzerinde kediyle bulurum, kedinin muzip bakışları "Böyle de uyurken sevdirirler adama..." der resmen, uyuyana kadar bekleyip uyuduktan sonra şirinlik saldırısı yapıyor ve adamın yanında uyuyor, sarılıyorlar falan, sabah kalkıp kediyi yanımda bulamayıp da şaşırıyorsam bir önceki gün o arkadaşım bende kalmış anlamına geliyor bu.

Kedi seven arkadaşlarımın çoğuna "Manyak mısınız olm?" bakışı atıp az önce bahsettiğim "ilk gelişten alabileceği maksimum fayda"yı aldıktan sonra kendini sevdirmiyor. Hayvanın ulvi amacı kedi sevmeyen insanlara kedi sevdirmek, kedi seven insanlara da "Yalaka herhal..." diyip onlardan kaçmak. Bir arkadaşıma bayılırdı, bebek gibi sarıldığını görmüştüm ona, bir hafta kadar bende kalmıştı arkadaşım, ben işteyken de evde birlikte takılmışlardı, gittiği gün resmen, ama resmen o odadan bu odaya gidip gelip yüzüme şaşkın şaşkın "Nerde o?" diye bakıp tekrar diğer odayı kontrol ettiğini hatırlıyorum.

Sevgilimle ayrı olduğumuz bir dönemde, uzun bir aradan sonra o ilk kez birtakım eşyalarını almak ve birlikte kahvaltı yapmak üzere eve geldiğinde üzerinden inmeyip çok özlemiş gibi, burnunu adamın kazağına yaslayıp kokusunu içine çeke çeke bir yandan da kendi kokusunu bırakmak için döne döne sürtündüğünü görüp ağlamamak için kendimi zor tutmuştum. "Dur ya, ben yapacaktım onları, manyak mısın be kedi, ben özledim asıl, sana ne oluyor?..." Ha, sonra yeniden barıştığımızda eve yeniden gidip gelmeye başladığında yine karakterli kedi moduna dönüp yüz vermemeye, uyuyacağı zaman yine benim kucağımı tercih etmeye devam etmişti, "Yerini bil, sen gidip geliyorsun, bu kadın benim sahibim, şımarma..." der gibi.

Hiç unutmayacağım anlardan ikisi, birbirinin arasında çok az ara olan iki ağlama krizinde kedinin verdiği tepkiler. Birinde ben usul usul ağlamaya başladığımda odanın öbür ucunda miskinleyen kedi, hıçkırmaya başladığımda koşarak yanıma gelip kucağıma oturup ıslak burnunu yüzüme sürüp durmuştu. Diğerinde de, sevgilimle Walking Dead izlerken Dale'in öldüğü sahnede sinirlerim bozulup yine hıçkıra hıçkıra ağlarken yine kucağıma gelip bir yandan beni koklarken bu seferinde bir de sevgilime dönüp tıslamış, kıhlamış durmuştu. "Dur, dur, ben ağlatmadım, valla... Aaa manyak..." diye şaşırıp kalmıştı adam.

Her kitap okuyuşumda kitapla arama girip poposunu kitabın üzerine atar, her ders çalışışımda yukarıdaki gibi notların üzerine çıkıp "Ne çalışıyoruz panpa? İş hukuku mu?" der, bilgisayar başındaysam kucağımda, gitar çalıyorsam kıçımın dibinde, hangi odadaysam o odada, ama karakterli kedi olduğundan bazen de "Ne bu böyle yapışık ikiz gibi amına koyim," diyip içerideki odada tek başına, özgürlüğünü ilan ederek uyur. Kedisi olanlar, bir süre kedi beslemiş olanlar bilir, gece en rahat pozisyonu bulup yatakta yorganı başınıza kadar çekip tam uyuyacağınız sırada başınızın dibinde dikilip bekler. "Yorganı açsana, şş, yorganı kaldırsana ucundan, azıcık yorganı kaldırsana ben de içeri gireceğim, bak kaldırmazsan dürtüyorum kafanı, şş sana diyorum..." Her gece bu böyle. Yorganı kaldırttırıyor, üzerimde, ağzımda, boynumda, karnımda, ayağımda, bir şekilde yorganın altında ve benim üzerimde uyuyor. Bir keresinde birkaç ay önce, gittiğim psikiyatrist, kulağımda ya da kan dolaşımımda da bir sorun olabileceğini, arada bir hiç yoktan duyduğum seslerin oldukça basit fiziksel bir açıklamasının da olabileceğini söyleyip kan dolaşımımı ve kalp ritmimi de test etmek istemişti. Bunun için yirmi dört saat boyunca orama burama birtakım elektrotlar bir şeyler falan bağlanacak ve onunla yapacaktım tüm işlerimi. Ufacık, walkman gibi bir aletten çıkan altı yedi tane vakumlu o şeylerden bağladılar bana ve eve geldim. Eve girip bilgisayar başına oturduğum anda kedi üzerimdeydi, uykum gelirken yine kediyle birlikte yatağa doğru yönlenecekken aklıma gelmişti, acaba kedi, bu ölçüm sonuçlarını etkiler mi diye. Kediyi bir geceliğine odadan dışarı atmaya karar verip uzandığımda hem ben uyuyamadım, hem de kedi kapının dışında oturup ağladı. Bir süre sonra dayanamayıp odaya aldım ama çelik gibi bir irade kullanmam gerekiyordu yorganın altına almamak için kediyi, başımda dikilip "Şş, yorgan... Şş, kime diyorum, panpa, yorganı açsana. Karşim, bir sorun mu var, her gece böyle uyurduk, aloo?" diye patisiyle minik minik dürttü durdu kafamı, saçlarımı falan kemirdi, burnuma burnunu falan değdirdi ama elektrotlara kedinin titreşiminin karışmamasını sağlamam gerekiyordu... Derken sabah telefonun çalar saatiyle uyandığımda kedi bütün sırtını bütün karnıma ve göğsüne çoktan yaslamıştı bile, bütün o kablolara, o vakumlu şeylere kendini dayamış, hırlaya hırlaya uyuyordu, ne zaman ben yorganı kaldırdım da ne zaman o gelip de içeri girdi, hiç hatırlamıyordum. Ayrı uyuyamıyoruz. O ölçüm sonuçlarında da "Sonuçlarda bir gariplik var, siz kediymişsiniz," demediler, aslında ben o sonuçları almaya gitmedim bile. Belki de şu an tıp biliminde bir çığır açtım, ya da belki de kedi kadın olduğum ortaya çıktı ama süperkahramanlar gizli olmalı, kimliğimi gizlemem lazım.

Son olarak bu, "Panpa klavye mi çalsak azcık, açsan mı sen şunu, dur şuna açtırayım bari sevimlilik yapıp," kedisi.

O kadar kedi diyoruz, hiç kedi post'u yok diye aklıma geldi işte. Ha bu arada, kedinin sabit bir adı da yok. Bir yerlerde çok eskiden Yavuz Çetin'in klavyecisinin kedisinin adının Midi olduğunu okumuştum. Bir gün bir kedim olursa ben de Midi koyayım heheh demiştim diye kediyi ilk aldığımda Midi dedim. Sonra kendim bile ısınamadım o isme. Bir arkadaşım, babasının kettle'a kinkıl dediğini anlattığında "Ahah Kinkıl ne ya, oha çok sevimli, kedinin adını koymamış olsaydım Kinkıl koyardım!" demiştim, ikinci adı Kinkıl olsun dedik, kimse Kinkıl diye de seslenmedi, Midi diye de seslenmiyorlar, ben de seslenmiyorum, ben "Kedi," diyorum, yetiyor. Sonra azgınlık dönemleri başladı büyüyünce, henüz tam azgınlık dönemine girmeden önce yaptıkları fiks bir hareket vardır hani, "Bak birkaç gün sonra azacağım, haberin olsun," diye kendilerini durduk yere yere atıp gerinirler, kadınsı hareketler yaparlar (ha bu arada dişi kendisi) döne döne kendilerini temizlerler, bütün bunları yaparken keyifli keyifli sesler çıkarırlar, resmen popo sallayarak yürürler o birkaç gün. Sevgilim bir keresinde kedi o hallere girdiğinde "Ahah Müjde Ar gibi..." demişti, o günden beri kediye bazen Müjde de diyoruz, bir arkadaşım en çok o ismini sevmişti kedinin, o hep Müjde diye çağırıyor. Yani aslında insanlar kendilerince çağırıyorlar benim hayvanımı ama onun pek umrunda olmuyor. Game of Thrones'u izlemeye ben bir dizi takip etme özürlüsü olarak çok geç başlamıştım, daha birkaç hafta oluyor, birikmiş bütün bölümleri iki günde izledim, Jon Snow'un kurdunu ilk gördüğümde "Aaa bembeyaz, bizim kedi gibi..." demiştim, "Bundan sonra kedinin bir adı da Jon Snow'un Kurdu." Dediler ki "O kurdun adı Hayalet," ahah, işin zevkli kısmı o zaten, Hayalet değil, "Jon Snow'un Kurdu." Babamların en son gelişlerinde kedi bir yerden bir yere sıçramaya çalışırken beceriksizlikte son noktayı yakalayıp da havada dengesini kaybedip yere düşerken üç tur takla atınca babam kahkahalarla "Bu kedinin adı Taklacı Güvercin olsun bundan sonra," demişti. Yani kedim isim konusunda ne yazık ki orospu edildi evet. :(

4 yorum:

  1. ahaha ben sizi rüyamda görmüştüm bi keresinde, sizin evi yani :)
    kedide dolanıyordu öyle
    o değil nasıl özeniyorum bilemezsin ya bizim evde maalesef yer olmadığı için alamıyorumda :(

    YanıtlaSil
  2. :D Kedi hep dolanıyor ya eğer kucağımda değilse, hakikaten benimle yaşaya yaşaya bana benzedi, arada bir kalkıp gerinip "N'apçaktım ben ya?" bakışı atıp "Amaaan," diyip yine yatıyor, hatta buzdolabının kapağını açıp boş boş bakar gibi mama kabının başına gidip boş boş bakıp bir şey yemeden yerine dönüp yattığını dahi gördük.

    Yersizlik büyük sorun ya kedi besleme konusunda, ben de ev küçük, istediği kadar koşuşturamıyor diye üzülüyorum bazen ama zaten benimki miskin kedilerden iyi ki. ^^

    YanıtlaSil
  3. dflskjfskldjfssfklfsjdfslkj özlemiştir seni. :D

    YanıtlaSil

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (3) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)