24 Eylül 2012 Pazartesi

Sardunya


SARDUNYA

Uyandığım bu gün, pek çok insanın dünyanın sonuna geldiğimize inandığı gün. Yani 21 Aralık 2012. Eğer gerçekten dünyanın sonuna gelmiş olsaydık sabah cep telefonumun alarmıyla uyanabileceğimi sanmıyorum. Yok eğer gerçekten dünyanın sonuna gelmişsek bu son günde bile erkenden kalkıp da işe geldiğim için şu dünyanın sonunu getiren her kimse ona söyleyecek birkaç şeyim var.
Ofiste herkes heyecanla henüz bir şey olmadığını, bir şey olacaksa hangi saatte olabileceğini konuşuyor, devamlı sigara molasına çıkıp da balkondan uzun uzun gökyüzüne bakanlar var, bilgisayar başında “Dünyanın Sonu: 21 Aralık!” başlıklı yazıları okuyanlar var, hiçbir şey olmadığı halde sinirleri bozulup da ailesini, yakınlarını arayıp iyi olup olmadıklarını kontrol edenler var ve bir Cuma günü, iş yapmak istemiyorsanız, ofiste bugün dünyanın sonunun geleceğini söylemeniz yeterliymiş!
Bana gelince, bu zırvalıkların hiçbirine inanmıyorum ve insanların toplu psikozuna dahil olmamaya çalışıyorum. Ancak ister istemez kulak kabarttığım kadarıyla, söylentiler gerçekleşirse bugün bu ofisten çıkamayacağımızı anladım. Ah ne gam, dünya, biz mesai saatindeyken yok olacakmış... Daha kötüsü olamazdı doğrusu.
***
Saat 15:30 itibariyle havanın olağandan biraz daha erken kararmaya başladığını inkar edemem. Sürekli balkona çıkıp havayı kontrol eden kızcağız, artık balkona çıkmaktan korkuyor. Çok fazla kahve içtiği için elleri ve dizleri titreyen bir adam, sandalyesine yapışmış ve korku dolu gözlerle bilgisayar ekranını tarıyor ama okuduklarını anladığından emin değilim. Şimdi ne olacak diye ben de merak ediyorum, dünyanın sonu dedikleri şey gerçek mi, böyle bir şey olabilir mi, aklım almıyor.
                                                                  ***
“Sardunyalarım... Sardunyalarıma kim su verecek?”
Hıçkırıklarla tekrarlanan bu cümleyle uyandım ama gözümü açtığımda, gözümü açmasam da bir şey fark etmeyeceğini anladım.
“Sus be kadın! Bize ne senin sardalyalarından!”
Demek ki benim dışımda iki kişi daha burada. Ama ne burasının neresi olduğunu ne de bu insanların kim olduklarını bilmiyorum. Üstelik içimizden biri, sardalyalara su verilmesini mantıklı bulan biri. Diğeri ise hep filmlerde izlediğimiz, kitaplarda okuduğumuz şu post-apokaliptik dünyada kendine üzülecek şey olarak sardunyalarını seçen biri... Ben de resmen hala ortamın “havasına giremeyen” bir zavallıyım. Ağlayan kadına, olayın ilk şokunu atlatamadığını, sakin olması gerektiğini söylüyordum ki Sardalya Adam sözümü kesip “Şok mu? Olayın şoku mu? Dostum, en az üç gündür bu kadın uyanık ve en az üç gündür ağlıyor,” dedi. Ve ekledi: “Adım Stephen, kadının adı Ursula. Sen de iki gündür sayıklıyordun, kendine gelmeye çalıştın durdun ama ancak uyanabildin.”
“Öyle mi? Adım Terry. En son hatırladığım, ofiste olduğumuz, tüm ofis, sebepsiz yere erken kararan hava yüzünden gergindi, sonra ne olduysa bu karanlık yerde uyandım.”
“Dünyanın sonu geldi diyorlardı, diye diye getirdiler işte. Güneş artık doğmuyor ve kendimi sizinle birlikte burada buldum bulalı ne açlık hissediyorum ne de boşaltım ihtiyacı. Tek bildiğim, ikinizden erken uyandığım ve kendime kör topal bir saat uydurduğum. Bu saate göre yaklaşık dört gündür uyanığım. Güneş hiç doğmadı ve nerede olduğumuzu bilmiyorum.”
Sardunya Kadın, yani Ursula içini çeke çeke bizi dinliyordu. Stephen’ın söyledikleri hoş şeyler değildi. Eğer aklımı yitirmediysem, bu iki insanla birlikte yeni bir evrende sağ kalan son canlılar olabilirdik ki aynı dili konuşan üç insanın kıyamet sonrası sağ kalabilen üç insan olması için şansımızın epey yaver gitmiş olduğu aşikardı. Ayrıca kıyamet sonrası nevrotik kişilik bozukluğu belirtileri gösteren Ursula ile herhangi birimiz de sağ kalsak yeterdi, şimdi işin yoksa insanoğlu neslinin devamı için bu sinirli adamla kavga et de yenen Ursula’yla birlikte olsun, sardunyaları hakkında endişelenme geni taşıyan çocukları olsun, belki çocuğa Sardunya adını bile verebiliriz.
Ben bunları düşünürken etraf bir anda, hiç ama hiç abartmıyorum ki ilahi bir güç tarafından bir florasan yakılmışçasına aydınlandı. Sevgili dostumuz Stephen, ışıktan kamaşan gözlerimin gördüğü ilk görüntüydü. Orta yaşlarında, saçları biraz uzun, kot pantolonu, oduncu gömleği ve botlarıyla ihtiyar bir delikanlıya benziyordu. Gözlerimi biraz sola kaydırdığımda otuzlu yaşlarında, kısacık saçlı, kırılgan görünüşlü, büyük gözlü ve koyu yeşil, uzun, kolsuz elbisesinin içinde oldukça duru görünen bir kadın gördüm. İçimden “Bak sen şu Sardunya Kadın’a...” diye geçirirken gözlerim beynime panik içinde olmam gerektiğini söyleyen alarm işaretleri göndermeye başladı.
Her yer açık maviydi ve içinde bulunduğumuz odanın üç kapısı vardı. Her yerin aynı renk olması derinlik duygumuzu kaybettirmişti ve dahası burası hiç de “açık maviye boyanmış” gibi durmuyordu. Burası sanki açık mavi diye bir renk bilinmeden önce bile bu renkti, sanki dünya varolduğundan beri burası bu göksel renkteydi. Ama bundan daha rahatsız edici olansa üç kapının üzerinde Ursula, Terry ve Stephen yazmasıydı.
Ursula, etrafını görebilmeye başladığından beri ağlamıyordu. Kısık bir sesle “Kapılardan içeri mi girmemiz gerekiyor?” diye sordu, cevabını bildiği soruları soran insanların kullandığına benzer bir ses tonuyla. Stephen “Aramıza hoşgeldin bebek, tahmin ettiğimden daha hoş görünüyormuşsun, Terry, dostum, sen de bayağı resmi biriymişsin. Pfft, kim kıyamet koptuktan sonra kravat takmaya devam eder ki?” diyerek yerinde doğruldu, dizlerinin üzerinde yaylanıp kollarını arkasında birleştirerek gerindi ve “Aslala bislas!” diyerek bir sıçrayışta kendi isminin yazdığı kapıyı açıp kapıdan dışarı çıktı ve usulca kapıyı ardından kapattı. Ursula sinirleri bozulmuş gibi gülerek “Ucuz aksiyon filmlerinden fırlamış gibiydi, hem o sözün aslının ‘aslala bislas’ olduğunu sanmıyorum. Pekala Terry, sanırım ben de  ismimin yazdığı kapıdan çıkacağım. Bu odada bulunmak beni çok rahatsız ediyor,” dedi ve usulca doğrulup küçük adımlarla kendi kapısının önüne gitti. Bana sevimlice gülümsedi ve kapıdan çıktı gitti. Onu izlemek hoşuma gitmişti ve içimde bu odadan bir an önce çıkma isteğini yeniden duyana dek arkasından baktım.
Ayağa kalkıp kendi kapıma yürüyeceğim yerde Ursula’nın kapısına gittim. Kıyamet sonrası tanışmamız büyük şanssızlıktı. Daha önce tanışsak muhtemelen ona aşık olurdum. Kıyametten sonra onun sardunyalarını bile sulardım doğrusu! İçimden gelen isteğe karşı koyamayıp üzerinde Ursula yazan kapıyı açmamla birlikte sanki hiç dahil olmadığım bir dünyayı seyretmeye başlamış gibiydim. Kapı, olan biteni görmemi sağlayan bir monitör işlevi görüyordu sanki ve sanki ben televizyon izler gibi Ursula’nın dünyasını izliyordum. Çok uzakta, bir kürsüde, büyük bir kalabalığa konuşuyordu. Kapının bana sağladığı kadrajla karanlık ve çorak bir alanda toplandıklarını görebiliyordum. Ursula’nın gözlerinde muzaffer bir ışık vardı. Sanki daha beş dakika önce sardunyaları için ağlayan kadın o değilmiş gibiydi. Bir ara bana doğru baktıysa da anladığım kadarıyla bu kapı, onun tarafından görülebilecek gibi değildi. Belki de onun tarafında, bu kapıyla ve bu göksel odayla ilgili hiçbir anı da yoktu. Şundan emindim ki orası artık sadece Ursula’nın dünyasıydı.
Yaşadığım coşku yüzünden gözlerim yaşardı ve kapıyı kapattıktan sonra Stephen’ın kapısına yöneldim. Kapıyı açtığım gibi kısa bir çığlık atıp çarparak kapatmam bir oldu. O şey, nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama, resmen onun kapısı, uzayda, şey, uzay da diyemem, boşlukta süzülen, çok dokunaçlı, yapış yapış, uzaydan gelmiş bir canavar gibi bir şeyi gösteriyordu. Stephen onu eğitir gibi ona komutlar veriyordu, bu görüntüye bakmak, bu kapıyı açmak başımı ağrıttı. Kendimi nasıl hissedeceğimi bilmiyorum.
Kendi kapımla yüzleşmemin zamanı geldi. Ursula’nın kapısıyla Stephen’ın kapısının ortak tek bir yönü vardı. İki kapının da ardındaki dünyalar, artık bu bildiğimiz dünyayla hiç alakası olmayan dünyalardı.
Kapımı açıp karşımda simsiyah bir boşluk görünce, “Bu hiç de komik bir şaka değil!” dedim. Düşünsenize sabah yedide kalkıp işe gidiyorum ve kıyamet kopuyor. Bana düşen post-apokaliptik dünyada ise bırakın devrim liderliğini, dandik bir uzay canavarı bile yok! Eh, ne yapalım, başa gelen çekilir diye  yapacak daha mantıklı bir şey bulamayıp kendimi kapıdan aşağı attığımda, aşağıda süzülen, disk şeklinde bir dünyaya doğru çekildiğimi gördüm. Anlatsam inanmazsınız ama bu dünya tepsi şeklinde, bir kaplumbağanın sırtındaki filler tarafından taşınıyor! Nasıl olabilir?!

“Ne yapıyorsun Sevil?” dedi Onur.
“Hiç, bir öykü yazıyorum,” dedim ve ekledim:
“21 Aralık’ta dünyanın sonunun geldiği, post-apokaliptik bir güldürü.”
“21 Aralık tam bir safsata.”
“Peki ya 21 Aralık’ta gerçekten dünyanın sonu gelirse ve yalnızca başka dünyaları hayal etmiş insanlar sağ kalırlarsa? Düşünsene, sadece başka dünyaların olabileceğini hayal eden ve bunu yazan insanlar kendi hayallerinde yaşarlar da hiç hayal kurmamış insanlar bu dünya son bulduğunda bildikleri dünyayla birlikte can verirlerse?” dedim ve içimden geçirdim: “Daha çok dünya hayal etmeliyim.”


Sevil Bayrak,
24 Eylül 2012, Bornova




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)