21 Temmuz 2012 Cumartesi

From Her To Eternity

Hikayeler anlatmayı seviyorum, biliyorsunuz. Bundan sonra arada bir sevdiğim insanların hikayelerini de anlatacağım ve yanımdaki yöremdeki insanlardan daha çok, beni etkileyen insanların hikayelerini anlatacağım.


Nick Cave, Avustralyalı müzisyen, şair, yazar, aktör, yönetmen, senarist. 

Bugün, Auf der Maur videoları izlerken düşünüyordum, kimileri hayatta ne yapmak istediğine karar vermek dışında bir lükse sahip oluyorlar, yapmaları gereken şeyi bulup o yönde sürükleniyorlar, bir meslek sahibi olmak, düzgün bir hayat yaşamak değil amaçları, kendilerini keşfedebiliyorlar, yıldız tozu oluyor bu insanlarda. Nick Cave, tam olarak bunun en güzel örneği. Avustralya'da edebiyatçı bir babanın ve kütüphane görevlisi bir annenin oğlu olarak doğan bir adamın, Londra'da müzisyen olarak karşımıza çıkması, kendini keşfetme hikayelerinin en güzellerinden olabilir.

Londra'da Nick Cave & The Bad Seeds'le sahneye çıkmadan önce, elbette yol arkadaşlarını Avustralya'da bulan Nick Cave, 19 yaşında babasını bir trafik kazasında kaybedip uyuşturucuyla tanıştığı sıralarda evine bir piyano alıyor, üniversiteye başlıyor. İlk yol arkadaşı, yıllar boyunca yanında olacak olan çok sevgili Mick Harvey. Mick Harvey ve "okuldaki diğer çocuklarla" Lou Reed, David Bowie şarkılarını daha punk olarak coverlamak üzere bir grup kuruyorlar, Nick Cave enstrüman kabiliyetine rağmen grubun diğer üyelerinin teklifi üzerine bir şey çalmayıp şarkı söylemeye ikna oluyor. Kendilerine The Boys Next Door adını verip epey güzel takılıyorlar, pek katlanılamaz şarkılar yapıp eğleniyorlar. Bir adım ilerlemelerini sağlayan adam, Rowland Howard. Bu kadar anormal, bu kadar antipatik, çirkin, sorunlu adamın bir araya gelmesi çok eğlenceli. Grubu bir adım ileri taşıyan ve Londra'ya taşınmalarına önayak olan Rowland'ın da gruba katılmasıyla isimlerini The Birthday Party yapıyorlar.


Rowland'la da birlikte bir süre daha Avustralya'da takılan Birthday Party, ufkunu genişletmeye karar verdiğinde Nick Cave'in o dönemki sevgilisi, ilham perisi, ruh eşi Anita Lane'i de aralarına katarak sonunda Londra'ya, sonra da Berlin'e gidiyorlar. Londra'nın barlarında punk, gotik, irrite edici, ilginç şovlar yaparak dikkatleri üzerlerine çekerlerken Rowland'dan sonra Bad Seeds'i Bad Seeds yapan insan Anita, çocuklar müzik yaparlarken diğer barları gezip dolaşıp "Acaba diğer müzisyenler neler yapıyorlarmış ki?" diye fikir ediniyor ve ba-dum-tıs! Blixa Bargeld de o sıralar Die Haut'la oralarda müzik yapıyormuş meğer...

Anita Lane'in, "Bu adam işimize yarar, bu adamı Nick ile tanıştırmalıyım," temalı Blixa'yla kurduğu diyalog, işe yarıyor. Bir süre Blixa, Die Haut'la müzik yapmaya devam ederken Nick Cave de Birthday Party'i yeniden şekillendirmeye çalışıyor, Rowland'la yolları ayırıyorlar.


Anita Lane ile Blixa Bargeld'in dostluğu, Nick Cave'in aklındaki "Başka bir şeyler yapmak lazım," düşünceleri, Blixa Bargeld'in Die Haut'la yolları ayırması ve sonunda Anita Lane, Mick Harvey, Blixa Bargeld ve Nick Cave'in oturup konuşarak "Çocuğa bir isim koymak lazım," demeleri, Nick Cave & The Bad Seeds'i ortaya çıkarıyor (Pis megaloman.) İlk albüm, From Her To Eternity, Bad Seeds'in tek kadın üyesi Anita Lane'e ithaf ediliyor elbette, albüm için "Anita olmasa bu albüm olmazdı ama tam olarak katkısı ne oldu hiçbirimiz emin değiliz," diyen grup üyeleri, Bad Seeds'i Nick Cave'den daha çok Anita Lane'in kurmuş sayılabileceğini unutuyorlar ahah, KADIN HEP ARKA PLANDA YAHU. Neyse, sakinim.


Sevgili Nick Cave, böyle hastalıklı şeyler bestelemeye devam ederken ilk romanı And The Ass Saw The Angel'ı yazıyor. Elbette kitabın ilk sayfasında ithaf kısmında yine iki kelime var: "For Anita." Serge Gainsbourg ve Jane Birkin gibi sekiyorlar ortalıkta, Je Taime Moi Non Plus'a İngilizce sözler yazan Anita Lane sayesinde ortaya şöyle bir şey bile çıkıyor:


(Kaldı ki sonradan Mick Harvey de sadece Serge Gainsbourg şarkılarının coverlarından oluşan bir albüm çıkaracak, en çok etkilendikleri adam Serge Gainsbourg tahmin edileceği üzere.)

Müzik ve edebiyat yaparken ilham perisi olan Anita Lane'den ayrıldıktan sonra Nick Cave, Brezilyalı bir gazeteciyle bir ilişkiye başlayıp bir süre Brezilya'da çılgın atıyor, o sırada ilk oğlu Luke doğuyor, ha bir de bu arada Avustralya'da da modellik yapan başka bir sevgilisinden de birkaç ay sonra diğer oğlu Jethro... Jethro, Nick Cave'le bağları en az olan oğlu ve dış görünüş olarak kendisine en çok benzeyeni, Avustralya'da modellik yapıyor ve kendi grubunu kuruyor, "Babamın adının altında ezilmek istemiyorum, hatta babamı beni dinlemek için bir konserime gelmişken de düşünemiyorum," diyor ve genler çok güzel aktarılıyor:


Böyle çalkantılı bir aşk hayatı ve iki çocuk sahibi olduktan sonra yavaş yavaş uslanmaya başlıyor elbette Nick Cave de... Nick Cave & The Bad Seeds, yıllar içinde tarzını oturtuyor, Nick Cave'in şarkı sözleri olgunlaşıyor, PJ Harvey ile bir aşk yaşamaya başlayan Nick Cave, onunla birlikte Henry Lee'nin klibi için kamera karşısına geçtiğinde yönetmenin onlara sadece "İstediğiniz gibi davranın, motor!" demesi yetiyor:


Ve tabii ki aşk, sonsuza dek süren bir şey değil, birlikte çıktıkları turlarda kavgalar edilip de sahneye geç çıkmalar, çocuk sahibi olma konusunda süregelen tartışmalar ve benzerleri sonrası o aşk da bitiyor, ardından gelen albüm The Boatman Call, bir ayrılıktan öyle bir albüm yaratıyor ki Nick Cave, "Albüm çıktıktan sonra dinlediğinde annem beni telaşla arayıp iyi misin diye sormuştu," sözleriyle anlatıyor o dönemi. Elbette albümün içindeki Black Hair de PJ Harvey'nin siyah saçları:


PJ Harvey, bir trene atlayıp gidedursun, bu arada şöyle şeyler de oluyor:


Bu arada bu video, hayatımda izlediğim en güzel videolardan biri, ilk keşfettiğim aralar sanki ben yeniden aşık oluyormuşum gibi aralarındaki elektriği hissetmek için gün içinde birkaç kez izliyor, Kylie Minogue'un devamlı küçük bir kız çocuğu gibi sırıtmasına, Nick Cave'in onun yanındaki "olmuş"luğuna hayran kalıp "Awwwww" diye kalakalıyordum. "GET A LIFE SEVİL!" :( Ama o tutulamayan gülüşler, o sahnede KOSKOCA KYLIE'nin dizlerinin titreyişi, sesinin titreyişi, o elektrik... Yıllar sonra yazdığı orta yaş bunalımı eseri romanda "Kylie Minogue'un amcığı" başrol oynayacak Nick Cave'in, o yıllarda bunu biliyorlar mıydı bilemeyiz.

Yıllar içinde en güvendiği kötü tohumlar teker teker grubu terk etmeye başlıyorlar. Blixa Bargeld, geçinilmesi zor bir adama dönüşüyor, gruptan ayrılıyor, gidişi Nick Cave'i oldukça üzüyor, geriye kalan en güzel hatırası bu klip:


Klibi her izlediğimde "Ahahah geri zekalılar!" diye gülüyor olduğumu belirtmeden geçemem.


Bad Seeds'in en sakin, en güzel adamı Mick Harvey de kendisini terk ettikten sonra, Nick Cave, yan projelerine ağırlık vermeye başlıyor. Gitgide oturaklı hale gelen Bad Seeds tarzından tamamen alakasız, belaltı göndermelerle dolu, seksist şarkı sözleri ve öfkeli bestelerle Grinderman geliyor.


Kronolojiyi sikip attım çünkü hikaye anlatacakken kendimi Youtube'ta kaybettim. FUCK. Nick Cave, ilk evliliğini İngiliz model Susie Bick ile yapıyor, hala evliler, ikiz oğulları var. Bu evlilik esnasında Grinderman ve Bunny Munro's Death romanı ile Nick Cave bağıra bağıra "Orta yaş kriziiiieeeeeehhhh!" diyor aslında.

Bunny Munro'nun Ölümü, seks bağımlısı bir sosyopatın karısının ölümü üzerine oğlunun sorumluluğunu tek başına alması, bununla yüzleşirken gitgide ölüme yaklaştığını hissetmesini anlatıyor, Grinderman, çılgınlar gibi seksist göndermeler içeriyor, evlilik, Nick Cave'in içinde "Ben özgürdüm ulean!" dalgalanmaları yaratıyor ama karısıyla ilgili yazdığı şarkı, sanırım Nick Cave & The Bad Seeds'in en güzel şarkısı, Nick Cave, Susie Bick'le güneş tutulmasının olduğu gün evlenmişti, eşinin hobileri arasında çiçek düzenlemek, dekorasyonla uğraşmak falan var ve dünyanın en güzel özür dileme şarkısı:

Nasıl olsa kronolojiyi sikip attık madem, şöyle bir şey de olmuşluğu var:


Bunun yanında başka filmlerde de boy göstermişliği var tabii:


Hatta Blixa'yla birlikte de:



Ve o güzeller güzeli sesi ve diksiyonuyla şöyle bir şey yapmışlığı da var, üstelik kedi de Nick Cave'e benzemiyor mu? Ha bir de o "cat piano"nun ortaçağda gerçekten kullanılan bir enstrüman olduğunu da içim parçalanalarak belirtiyorum.


Son olarak ninni niyetine bunu da koyup Youtube'ta kaybolmaya dönüyorum:

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)