26 Ocak 2013 Cumartesi

Oyunlar

Bir de ne zamandır aklımda olan bir post'u da hiçbir şey yapamadığımız, tatil olmasına rağmen yağmur ve karanlığıyla bizi eve hapseden bir cumartesi öğleden sonrasında yazayım, aklımdan çıksın.

Daha önce de yazdığım, eğer silmediysem hala çok geçmişte, 2009 yazılarında duruyor olan bir oyun post'u daha vardı, onda da bahsetmiştim "kızların bilgisayar oyunlarıyla imtihanı"ndan, cinsiyetçilik olarak da değil, bizim oyun oynama mantığımız erkeklerinkinden daha komplike ve bence daha eğlenceli, gerek karakterleri benimseyip daha eğlenceli roleplay yapabiliyor oluşumuzla, gerekse grafiklerdeki sanatsallığa göre oyunu daha çok sevmemizle falan, onlardan çok daha farklı oyunları sevip çok daha farklı alışkanlıklarla oynuyor olduğumuz bir gerçek.

Son zamanlarda çok çok sevdiğim ve çok da vakit yemeyen (sonuncusu dışında) iki üç oyun var, onlardan da bahsedeyim de ilginizi çekerse özellikle hemcinslerim için çok da oynanabilirliği olan oyunlar.

Little Inferno



Bu oyunu Mutlu önermişti "İlgini çekebilir," diye, gerçekten de çekmişti, toplamda üç saatte falan bitirdim, sizi başında günler boyunca kilitlemeyecek ve zorlamayacak, çok tatlı bir oyun. 

Oyunun başlangıcında, küçük bir oğlan çocuğu olduğunuzu biliyorsunuz ve boş bir şöminenin karşısındasınız. Elinizde birkaç parça kağıt vb. var ve mouse aracılığıyla kibrit yakabildiğinizi fark ediyorsunuz ve oyunu keşfetmeye başlıyorsunuz. Size hiçbir şey anlatılmıyor, deneysel olarak aktiviteye girebildiğiniz eşyaları şömineye atıp yakarak eğlenmeye başlıyorsunuz ve şunu fark ediyorsunuz ki yaktığınız her parça eşya için size bozuk paralar ve kuponlar geliyor. Bunu keşfettiğinizden itibaren de elinize gelen her şeyi amaçsızca yakmaya başlıyorsunuz (kuponları bile yakmıştım) ve hani oyunun bir amacı var mı yok mu o bile umrunuzda olmuyor çünkü o kadar güzel grafikleri, o kadar güzel bir tasarımı var ki oyunun, hele biraz da ateşle oynamayı seviyorsanız sizin için bulunmaz hint kumaşı yahu. Benim sekiz on yıl öncesinden kalma, kibriti söndürmeden dibine kadar yakabilir miyim yarışından başparmağımda ufacık bir yanık izim olduğu için ateşle oynamayı, kibrit çakmayı nasıl sevdiğimi de düşünün, elime gelen, "inventory"de bulduğum her şeyi yaktım. Yaktıkça bozuk para kazandım, bozuk paralarla birlikte gelen bir katalogdan birsürü şey satın alıp onları da yaktım (kapitalizm eleştirisi?) ve tam bundan sıkılmaya yüz tutmuşken oyunun bir amacı, bir sonu olduğunu öğrendim. 

Oyun ilerledikçe oyun boyunca size yan komşunuz olan küçük bir kızdan mektuplar gelecek ve kataloglardan satın alabildiğiniz eşyalarla değişik bir şeyler yapabileceğinizi keşfedeceksiniz.

Oyun bittiğinde de yaklaşık yirmi dakikalık interaktif bir sinematik gelecek ki sırf o sinematik için bile üç saat geçirmeye değiyor. 



Don't Starve


Bir dönem, 9GAG'da popüler olduktan sonra etrafımdaki herkeste bir Minecraft çılgınlığı başlamıştı. Minecraft'ı ben de 9GAG gazıyla indirip kurduktan sonra ne piksel piksel grafikleri beni çekti, ne oyun beni içine alabildi, birkaç hafta öyle açıp açıp kapattıktan sonra kaldırmıştım bilgisayardan, sevmemiştim.

Don't Starve, Minecraft'ın güzel grafiklisi ve güzel hikayelisi. Sizi kendine daha çok çekiyor ve resmen çizimleri de durup izlenesi, duvarkağıdı yapılası çizimler.


Oyunu başlattığınızda, "default" karakteriniz bu resimlerdeki bilim adamı. Bölümleri geçtikçe yeni leveller açılıyor ve değişik karakterlerle oynayabiliyorsunuz, her karakterin kendine has yetenekleri var. Bilim adamıyla başlayan hikayede, ne olduğunu bilmiyorsunuz ama bir nevi bir post-apokaliptik dünya tecrübesine uyanmış oluyorsunuz. Gotik atmosferli ormanlık bir alandasınız ve çevrenizde tavşan yuvaları, otlar, ağaçlar, çalılar, taşlar, kuşlar ve böğürtlenlerden başka hiçbir şey yok. Etrafı keşfe çıktığınızda haritanız genişleyecek, mezarlıklar, yollar, uçurumlar göreceksiniz ama Minecraft'ta olduğu gibi geceleri pek çok tehlike var ve geceleri sağ olarak atlatmak için kendinize ilkel bir barınak kurmak, en kötü ihtimalle bir kamp ateşi yakmak zorundasınız. Bunu elbette öle kalka öğreniyorsunuz. Ve oyunun adından da anlaşılacağı gibi, açlıktan da ölmemeye çalışıyorsunuz. Etraftaki böğürtlenleri, otları yemek, gerçek hayatta olacağı gibi sizi günlerce ayakta tutmayacak, gerçek bir insan gibi günde birkaç öğün, besleyici şeyler yemek zorundasınız ama elinizde bir tek silah ve bir tek araç bile yok. Tavşanları, kuşları avlamak, çeşitli otlardan yemekler yapmak için ortamı kontrol altına alıp araç gereç yapmanız gerek, geceleri güvende olmanız gerek, tehlikeleri savuşturmanız, haritanızı genişletip daha çok yemek kaynağı bulmanız ve hayatta kalmanız gerek. Zombi apokalipsini bekleyen dejenere güruhtan olan bizler, en fazla on iki on üç gün hayatta kalabildiğimizi gördüğümüzde Onur'un sözü şu olmuştu: "Sözde zombi apokalipsinde hayatta kalıyoruz, ilk gün açlıktan ölüp gidicez..."

Ama şuna baksanıza ne kadar sevilesi:


The Sims Medieval

Diğer iki oyun, geceleri yatmadan önce yarım saat oynanıp kapatılabilecek, kendine bağlamayan, "oyun" mantığına uyan oyunlarken, bu rol yapma oyunu olduğu için haftalarınızı, aylarınızı başında geçirmenizi sağlayabiliyor, bildiğiniz Sims mantığıyla kendine bağlıyor. Ve ben de The Sims'in çoğu versiyonunu çok sevip hepsini bağrına basan bir oyuncu olarak bunu da çok merak ediyordum, bir iki aydır da uzun uzun oynayabileceğim her an oynuyorum.



Öncelikle şunu söylemeliyim ki, şimdiye kadarki klasik Sims mantığını yerle bir eden bir Sims versiyonu olmuş, ki bu daha da iyi. Diğer Sims oyunlarında bir karakter ya da bir aile yaratıp onlara hükmediyordunuz, bu sefer tüm bir krallığı yönetiyorsunuz ve bunun için çeşitli karakterler, çeşitli questler yaratıp onları tamamlıyorsunuz, her şey sizin istediğiniz, sizin yarattığınız karakterlerle ama oyunun kendi hazır senaryolarında sizin seçtiğiniz seçeneklerle ilerliyor. Bir nevi "Kahramanımız evine dönsün istiyorsan sayfa 72'ye, parka gitsin istiyorsan sayfa 56'ya git," kitapları gibi.

Oyunun başlangıcında, size sıfırdan bir krallık verildiğini görüyorsunuz, hiçbir şeyi olmayan bir krallık. Ve ilk olarak bir monark yaratmanız gerekiyor. Monarkınızı yarattıktan sonra klinik, şövalye eğitim merkezi, demirci atölyesi, market, taverna, büyücü kulesi gibi pek çok bina dikecek ve hepsinin başında durup halkın ihtiyaçlarını sağlayacak ve sizin yöneteceğiniz karakterler koyacaksınız. Ve ondan sonra gelsin Game of Thrones senaryoları. Seçtiğiniz questlerde, yarattığınız karakterlerin özelliklerine göre, demirci ile yaptığınız bir questte, kendi yarattığınız kralı öldürebiliyorsunuz, çünkü meğer o kral aslında oraya haksız bir şekilde gelmiş, bu ortaya çıkıyor falan, resmen George R. R. Martin gibi yarattığınız karakteri şıp diye kesebiliyorsunuz a aa.

Benim en sevdiğim karakterler bard ve din adamı karakterleri oldu ve çoğu quest'te onların görev almasını sağladım, bardlar çok eğlenceli karakterler, şiirler yazıp besteler yapıyorsunuz, çoğu quest'te etkileşimde olacağınız kişileri müziğinizle etkiliyorsunuz ve oyunun müzikleri gerçekten çok güzel. Din adamı oynamak da çok eğlenceli ve açıkçası en kolay oynanabilir karakterler onlar çünkü kraldan sonra en çok para akışı onlarda oluyor, bir vaaz veriyorsunuz, krallıktan kiliseye deli gibi para akıyor. Büyücü oynamak da çok eğlenceli gerçi, gerçekten büyüler hazırlıyorsunuz, bu büyüler için otlar toplayıp kazanlarda iksirler yapıyorsunuz, büyüleri de çeşitli elementleri karıştırarak hazırlıyor, sonra onları birileri üzerinde uygulayabiliyorsunuz. Yani klasik Sims oyunlarındaki gibi bir karakter yapayım da onu biriyle seviştireyim olayından çok, büyük, uzun bir hikaye oluşturuyorsunuz, resmen krallığınzın romanını yazabilirsiniz. İsterseniz entrikalarla dolu bir hikaye, isterseniz çok düzenli bir krallık, isterseniz barbar bir toplum yaratıyor ve buna uygun küçük questler hazırlıyorsunuz, hep Game of Thrones'la karşılaştırdım oyunu, hep "bu bölümde Arya oynasın, bu bölüm Jon Snow'u daha çok görelim..." dercesine seçtim quest karakterlerini, ay çok güzel, resmen en sevdiğim Sims versiyonu.

Bir de oyun resmen sonsuza uzanıyor. Küçük bir krallığı idare edebildiğinizi yeteri kadar quest ile kanıtlarsanız "Empire" seçeneği açılıyor ve bu sefer beylikler gibi komşu halkları da kendinize bağlayıp yönetmeye başlıyorsunuz. Adamlar tek kişilik sonsuz bir oyun yapmışlar yahu, bu oyunun çok kişilik online bir versiyonu olsa belki de WoW'un esamesi okunmaz.






4 yorum:

  1. Bunları sevdiysen bence Bigfishgames'in oyunlarına da bi göz at :D Oyunu 1 saat ücretsiz oynama da var. Sonra buluyorsun bir şekilde oyunu ve kaldığın yerden devam edebiliyorsun. Bir de SPORE diye bir oyun var. Sonları biraz can sıksa da başları için oynanır. Ona da göz atabilirsin. Don't Starve daha önce görmediğim bir oyunmuş. İlgimi çekti. Ona bakacağım birazdan *-*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Big Fish Games'in oyunlarını Demonoid'den koleksiyon koleksiyon çekiyordum bir ara var ya, hidden treasure oyunları, puzzle'lar, tycoon'lar pihiiiy:) Ne oynadım onları anlatamam...

      Spore'u da iki üç yıl önce aynen deli gibi oynuyordum, bak Spore gibi ama çok daha basit bir oyun daha vardı, adı "Cosmos, Kosmos" gibi bir şey olacaktı ama ne yazık ki Google'da ikisini de arattığımda o oyun çıkmadı, eski laptop'ta hala kurulu, eski laptop'u elime aldığım bir ara bakıp yazayım, oha süper oyun zevklerimiz tuttu, senin yazacaklarına gözlerimi dört açacağım demektir.

      Sil
    2. Don't starve ne zormuş yahu xD 4. günden ileriye geçemedim daha ahaha Hırs yaptım xD Bigfish'in haftada bir falan yeni oyunu var mı diye bakan kitlesindenim xD Çok kafa yormadan oyun oynamak istediğimde iyi oluyor. Dediğin oyunun adını öğrendiğinde yaz mutlaka. Kesin severim gibi bi izlenim oluştu. Aklıma geldikçe önereyim o zaman ben. Ben de seninkilere mutlaka göz atacağım *-*

      Sil
    3. Ahaha patır patır ölüyorsun di mi :D

      Dediğim oyun Osmos'muş ya, gayet yaklaşmışım Cosmos, Kosmos derken kldfsj

      Sil

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)