5 Mart 2013 Salı

Herkesin samimiyetsizce parmak bastığı konulardan biri aşk ya da aşık olmak, bir diğeri ünlü birilerinin ölümlerinin ardından yapılan kazanç sağlama amaçlı yazılı ve görsel "eserler" ve kendilerinin de prim verdiği bu gibi diğer şeyler. Kadın olma hissiyatı ve kadınların ötekileştirilmesi, kadınlara uygulanan şiddet ve kadınların kendilerini özel hissetmeleri için oluşturulan hediye ve çiçek pazarı da bir diğer samimiyetsizlik haline gelmekte.

Bu yüzden gündemde olan ve birkaç gün içinde başını daha da alamayacağımız birkaç konuda söyleyeceğim birkaç şeyi, "o gün" gelmeden söyleyeceğim ki daha şimdiden baş veren acındırma ve ötekileştirme oyunlarının arasında kaynamasın.

25 yaşında, çalışan bir bireyim, "tek taşını kendisi alan" ya da Plaza Kaşarlığıyla dalga geçebilecek zekasını göstermeye çalışırken yaptığı şeyin ironi olmadığını paldır küldür ortaya döküverenlerden değil de kendi halinde çalışan ve olabildiğine sade bir hayat sürdürmeye çalışan biriyim. İlla ki birileri beni de kezban diye nitelendirmiş ya da bilim kurgu seven nesli korunması gereken kız sınıfına sokmuştur. Buralarda yaşıyorsanız ve hemcinsimseniz sevdiğiniz ya da sevmediğiniz her şeyin sizi bir sınıfa sokacağını 21 - 22 yaşlarınızda öğreniyorsunuz zaten, ya hafif kadınsınız, ya da horozdan kaçan, en basit kategorize edilme şekliniz bu mesela, ortası pek yok buralarda.

Kimsenin bana benim izin verdiğimden daha ciddi ve daha fazla bir psikolojik baskı uyguladığı olmadı ya da şiddet görmedim, tecavüze uğramadım, belki şanslı olduğumdandır çünkü açıkçası şu an yaşadığım semte taşınmadan önce kendimi gerçekten her akşam eve dönerken diken üzerinde de hissettim, henüz yalnız yaşamaya başlamadan önce sokakta üç kuruş parasını elinden almak için hırpaladıkları oda arkadaşıma da "O saatte niye yalnız dolaşıyordun kızım, bir şey olmaz bir şeyin yok, ağrı kesici al, pansuman yaparsınız kendi kendinize..." diye gönderdikleri devlet yurdunun soğuk bir odasında sarılıp onu teselli de ettim, henüz üç gün önce, daha üç gün önce, tenha bir üst geçitten geçtikten sonra evimin arka sokağına kadar takip de edildim ama kalabalık olan semt pazarına girdiğimde izimi kaybettirdim. Şanslıyım ki henüz bu yaşıma dek hayatımda "kadın olduğum için" bir travma geçirmek durumunda kalmadım. Ancak herhangi bir şekilde kötü sonuçlanacak bir durumla karşı karşıya kalsaydım, hukuki olarak neler yapmam gerektiğinin bilincindeydim, bu benim için zaten olması gereken bir şey fakat neler yapacağının bilincinde olmayanlar sandığınızdan çok daha fazla.

Sandığınızdan çok daha fazla, çünkü göz göre göre, bile isteye yozlaştırılıyorlar. Tanıdığınız kadın arkadaşlarınızı, eski sevgililerinizi, hoşlandığınız kadınları, kız kardeşlerinizi, kuzenlerinizi aklınıza getirdiğinizde, belki de üzülerek farkına varacağınız üzere, herhangi bir şeyi yaparken kendini birine beğendirme ya da belirli bir gruba ait olma amacı taşıyan kadınlar, sandığınızdan çok daha fazla çıkacaktır. Sanıyor musunuz ki "kadına şiddet, psikolojik baskı, mahalle baskısı" sadece kenar mahallelerde ve ücra köylerde yaşanıyor? Sanıyor musunuz ki Hülya Avşar'ın dayak yemiş kadın makyajı ya da sizin bir gün aklınıza getirip paylaşacağınız "kadınlar çiçektir" zımbırtıları bir öğrenseniz ağzınızı açık bırakacak kadar yakınınızda gerçekleşen ötekileştirmelere, kalıplaştırmalara ilaç oluyor? Siz, gerçekten sevmediği halde, sadece bir erkeğe yaranmak için kendini zorlayarak Star Wars izleyip de gerçekten sevmediği halde sırf erkek arkadaşı hoşlanıyor diye Arthur C. Clarke okuyan kaç kadın var; iş hayatında kaç kadın gerçekten sekiz dokuz saat boyunca acı çektiği halde her allahın günü topuklu ayakkabı giymek zorunda hissediyor; kaç kadın kendine bir altkimlik kazandırabilmek için ders çalışır gibi evine kapanıp da sinema kültürü edinebilmek adına zorla, tiksinerek uzakdoğu filmleri izliyor ya da kaç kadın haldır haldır diyet yaparken toplantılarında başı dönüyor da iş performansını düşürüyor; kaç kadın ona bu modernlik diye dayatıldığı için aslında hiç ama hiç hoşlanmadığı erkeklerle istemeden tek gecelik ilişkiler yaşıyor hatta kendisine kötü davrandığı halde kendisinden üst düzeyde olan konumlardaki erkeklerle birlikte olmak zorunda hissediyor; kaç kadın toplumdaki "kadınlık" mevkiinde yükselebilmek için hemcinslerinden daha iyi bir erkek arkadaş, daha iyi bir saç modeli, daha iyi bir ayakkabı ve daha iyi bir çanta, karşı cinsin gözünde de kafa dengi ve seksi olarak görülebilmek için kendine yakışmayan ya da "kendi" olamadığı birçok şeye sıkı sıkıya sarılmak zorunda bunu tahmin bile edemezsiniz. Ben "kadın cinsinin" içinden biriyim, görebiliyorum, çalışırken görüyorum, tanıdıklarımda görüyorum, sosyal ağlarda görüyorum, filmlerde görüyorum, romanlarda okuyorum, kendi elleriyle yazdıkları ve adına roman dedikleri "şey"lerin tanıtım yazılarında bile görüyorum, bağırıyorlar, aslında çığlık atıyorlar, mutsuzluktan ölmek üzereler ama mutlu görünüyorlar ("Gülümse, erkekler pozitif kızları sever...") ve sessizce bekliyorlar. Neyi bekliyorlar derseniz canımın içi, en sevdiğim kadınlardan Tori Amos'tan dinleyebiliriz:



"I've been looking for a savior in these dirty streets,
I've been looking for a savior beneath these dirty sheets."

Zannettiğiniz toplumsal baskı, zannettiğiniz kadın şiddeti çok uzakta olmuyor sevgili dostlarım, burnunuzun dibinde her gün mutsuz kadınlar var, ellerinizle yarattığınız kadınlık algısı yüzünden can çekişen, üstelik kadınlar gününde büyük bir yüzsüzlükle gözlere sokulacak olan kocasından dayak yiyen ev kadını veya her ortamda hakkında yazılıp çizilen "kezban tipi Türk kadını" olmamak için işyerinde aklınıza bile gelmeyecek şiddette mobbing'e boyun eğmek zorunda kalan, özgür seksi savunayım derken boyundan büyük işlere kalkışan, hatta sırf "klasik kadın" anlayışından sıyrılabilmiş olmak için yemek yapmayı bile inatla öğrenmeyen, kendi kendine bakabilmenin en büyük şartlarından biri olan kendi karnını doyurabilme eylemini Yemeksepeti aracılığıyla gideren ve "klasik kadın" anlayışının içine düşmemek için alternatif kültürlere, altkimliklere sığınmak için kendini marjinal işlere adayıp da iki üç kuruşluk kendine ayırabileceği boş vakti "etkinliklerde" harcayan, kendi mutsuzluğunda boğulan, bir şeyleri yapmak istemediği halde yapmak zorunda hisseden, kendine koyduğu zorunlulukların altında ezilen kadınlar yanıbaşınızda.

Peki yarattığınız "toplumun" içinde bu kadınların mutlu olabilme imkanı yok mudur, varsa nedir diye merak ediyorsanız, cevabı aslında o kadar basit ki: karşınızdaki insanın ve kendinizin de, birer kadın ya da birer erkek olmaktan başka binlerce kendine has özelliğinin, hislerinin, alışkanlıklarının, zevklerinin olduğunu bilebilmeniz, görebilmeniz, ne siz sadece bir kadınsınız, ne karşınızdaki. İnsansınız yahu, o kadar unuttunuz ki insan olmayı, "bilim kurgu seven kız, metalci kız, müzisyen kız, kitap okuyan kız, zayıf kız, şişman kız, orospu kız, evlenilecek kız, plaza kadını, kadın müzisyen, kezban, Bergman seven kadın, kedili kadın, iyi yemek yapan kadın, yemek yapmayı bilmeyen kadın, Black Sabbath dinleyen kız, Sigur Ros dinleyen kız..." değilsiniz, insansınız ve bilim kurgudan hoşlanıyor olabilirsiniz, heavy metal dinlemeyi seviyorsunuzdur, yemek yapmayı biliyor ya da bilmiyorsunuzdur, öğrenmemiş olmak sizin tercihiniz olsun da "ay o kadar klasik kadın tipinin dışındayım ki yumurta bile kıramam ehehe" demeyin yeter ki, vaktiniz olmamıştır, ilgilenmemişsinizdir, en sevdiğiniz yönetmen Bergman'dır, kedileri, hayvanları seviyorsunuzdur, enstrüman çalıyorsunuzdur, bir plazada çalışıyorsunuzdur yahut çalışmıyorsunuzdur, çalışmadığınız için de "klasik ev kızı" olmazsınız korkmayın, benim kendini çalışan kadınlardan çok daha geliştirmeye fırsatı olmuş işsiz arkadaşlarım var, aşk hayatınız ve geçmişiniz sadece sizi ilgilendirir ve karşı cinse ya da başka insanlara olan davranışlarınız yahut alışkanlıklarınız çoğu zaman tek tip değildir, değişir, kimsenin gözünde "kezban" tanımına uyuyor olmanız da sizi bahsi geçen prototipe sokmaz. Yeter ki ne yapıyorsanız kendiniz için yapın, kadınlık yahut erkeklik seçebildiğiniz bir şey değildi, bu yüzden kadın olduğunuz için hemcinslerinizle bir kavga ve rekabet içinde olmak ya da kendinizi karşı cinse beğendirmek bu hayattaki nihai göreviniz değil. Ve saçmasapan "kadınlara uygulanan şiddet, psikolojik baskı, mahalle baskısı, ücra köyler, kenar mahallelerdeki kadınlar, Anadolu kadınları, ev kadınları..." diye bir gün boyunca duyarlılık yaratmaya çalışılacak olan malum günde de biraz etrafınıza bakın, bu gibi "farkındalıkların" bayrağını modern kadına baskıyı en çok uygulayanlar taşıyor olacak.

Her zaman derim, samimiyet önemli, bir de önce kendinizi kurtarın, sonra gerçekten şiddet gören kadınlara karşı toplumda duyarlılık uyandırırsınız, önce bir siz zorlayın kendi parmaklıklarınızı, kimsenin sizi kurtaramayacağının, kendi kendinizi kurtarabileceğinizin bilincinde olun, erkekseniz de etrafınızdaki kadınların insan olduğunun bilincinde... Bakmayın siz "Kadın olmak muhteşem bir şey, hem de kendi hayatını kendin kazanabiliyorsan!" yazıları yazan toplumun özgür kızlarına, en özgür kadın, kendini tanıyan kadın olmalı, sürekli rol yapmak zorunda olmak kadar kahredici bir şey daha yok.

Gerçekten şiddet gören kadınlara yardımcı olmak isteyenler de o kadınlara yardım edebilecekleri onlarca yolu araştırabilirler, boşverin siz mor gözlü makyajlı kadınları. Gözü bile morarmadan sessiz sakin gördüğü şiddeti içselleştirmiş, kabullenmiş kadınlar var, öğretilen o çünkü, "kol kırılır, yen içinde kalır" denerek, kocasına itaat etmesi gerektiği söylenerek öğretiliyor onlara, siz kendinizden başlayın algılarınızı değiştirmeye de eğittiğiniz çocuklar kendinin de karşısındakinin de önce insan olduğunu bilsin, siz de bilin bir zahmet. Çünkü öbür türlüsü şu samimiyetsizlikte olacak:


2 yorum:

  1. o şarkının "Nothing I do is good enough for you" sözüne çok takılmıştım. hatta bir gün dinlerken kafama dank! etmişti. o günden sonra bir adama yeterli olmaya çalışmanın ne kadar anlamsız olduğunu anladım.

    kendime baktığım zaman o "kezban" sayılabilecek kızlardanım ahah. yakında dantele bile başlarsam şaşırmam (Aslı sayesinde örgü sever oldum bile)
    ama şöyle bir şey var ki, neredeyse iki senedir ne yapıyorsam kendim sevdiğim için yapıyorum, canım nasıl olmak istiyorsa öyle davranıyorum, aklıma esiyor ve yapıyorum :)
    önce öyle değildi, birilerine beğendirmek zorundaymış gibi hissederdim, dalga geçileceğinden korkardım, tipi olmazsam ya derdim. şimdi ise tın! birinin tipi olmak yada beğenisini kazanmaya çalışmak gereksizce.

    yani ünlü filozof Tarkan'ın dediği gibi "başkası olma kendin ol öyle çok daha güzelsin" :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hah ağzına sağlık aynen işte. Kezban muhabbeti çok başını alıp gitti ya, ben de kimbilir kimler kimler tarafından "kezbanlandım" dfslkj bunun yeni bir fiili bile olabilir. Yaptığın her şey ötekileştirilip aşağılanıyor zaten, kezban denmesi için birini memnun etmeyen bir şey yapman yeterli.

      Crucify çok güzel bir şarkı ya, "nothing I do is good enough for you" da aynen kilit sözlerinden biri, Tori Amos pek çok şeyi çok güzel yansıtmış bu şarkıda.

      Kendi canının istediği için istediği şeyi yapmak, kendi hayatına sahip olabilmek kadar önemli bir şey yok ya, başkalarına yaranmak zorunda bırakılan, buna odaklandığının farkında bile olmadan kendini entelektüel yahut kafa dengi sanarken mutsuzluktan ölen kadınlar keşke uyansalar azıcık, başkasını değil kendini mutlu etmek lazım ya bu hayatta.

      Sil

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)