21 Mayıs 2013 Salı

"Keşke Gözlerimiz Kayıt Yapabilse" ya da "Keşke Hayatın Fon Müziği Olsa"

Birinci An

Bahçeli köy evimizdeyiz, bir yaz sabahı, ailecek kahvaltı yapacağız. Bahçenin kadrolu kedisi çoktan uyanmış ve bahçenin arkalarından lütfedip ön tarafa, masanın olduğu yere gelmiş, orta yere oturup arka bacağını kaldırarak kıçını yalayarak temizliyor, duruşuyla dalga geçiyoruz, hava çok güzel, serin ama güneşli. Peynir, çay, domates, biber, zeytin ve köy ekmeği taşıyoruz sofraya, yetiyor da artıyor. Yaz sabahı dediysem de aslında yaz bitmek üzere. Bir süre havadan sudan konuştuktan sonra karşımızdaki evin damında bir leylek olduğunu fark ediyoruz. Leylek görenlerin çok seyahat edeceğine inanılırmış, gülüşüyoruz, leylek havalanıyor ve o da nesi, alçaktan uçarak dönüp duran birsürü leylek varmış yukarıda meğer, bizim leylek de onların arasına karışıyor. O sırada fark ediyoruz ki, leyleklerin göç ederken aldıkları V şeklini oluşturmaya çalışıyorlar. O kadar ağır hareket ediyorlar ve o kadar karmaşık uçuyorlar ki, kesinlikle o V şeklini alamayacak gibiler, sürekli dağılıyorlar, aynı yerde dönüp duruyorlar, uğraşıyorlar, bozuluyor, olmuyor. O an hayatta filmlerde olduğu gibi fon müziği olmalı diye düşünüyorum, American Beauty'deki ünlü uçan poşet sahnesine bin basacak bir leylek çabası, pırıl pırıl ve güneşli bir sabah, kedinin, leyleklere hiç prim vermeden yayılıp da yatması ve bizim yemeği, işi, gücü bırakıp yirmi dakika boyunca bir işi beceremeyen leylekleri izlememiz. 

İkinci An

Yağmurlu bir İzmir gününde, adliyedeki işlerimi bitirip ofise dönmek üzere dolmuşların durduğu yere ilerliyordum, ben içerideyken yağmur dinmiş ama ben dışarı çıktığımda yeniden tek tük atıştırmaya başlamıştı, hava iğrenç gri bir renkteydi ve herkesin yüzünden mutsuzluk akıyordu. Ben o havaları seviyorum aslında ama insanların kolektif mutsuzluğunu bilinçsizce paylaşmıştım bile, somurtarak kalkacak olan ilk dolmuşa binip paramı uzatmış, yerime yerleşmiştim. Dolmuş hareket edince ilk olarak adliye binasının karşısındaki yeni yapılan ve çok çirkin bir şekilde İzmir'in her yerinden görünen, tüm manzarayı baltalayan, hiç sevmediğim gökdelenlerin yanından geçiyordu. Mutsuz mutsuz "Bu kuleler çok çirkin olacak..." diye içimden geçirirken gözüme takılan şey şu manzaraydı: Herhalde bir reklam panosu için olacak, büyük ve kırmızı bir kalp şeklindeki bir levhayı, bir vinçle, gökdelenin üst katlarına çekiyorlardı. Gri bir gökyüzü, ince ince yağan yağmur ve vinçle kaldırılan büyük, kırmızı bir kalp.

Üçüncü An

Geçtiğimiz cumartesi, sevgilimle önceden planlamadığımız bir şekilde, ev kıyafetlerimizle, öylesine yürüyüşe çıkmışken hiç fark etmeden kendimizi Küçükpark'ta bulduk. Herkesin şık şıkırdım geldiği Küçükpark'ta biz yine eşofmanlarla, ev şortlarıyla falan boy gösterip "Madem buraya kadar yürüdük, oturup birer çay içelim, tost yiyelim, acıktık zaten..." dedik ve Küçükpark'ın ünlü bir fırını var, oraya oturduk. Gözüm çarprazımızdaki masada, arkası bize dönük oturan bir çocuğa takıldı, tek başına oturuyordu ve elinde bir tost, önündeki çay fincanına abartısız iki üç avuç küp şeker atmakla meşguldü. Fincanın yarısı küp şekerle dolmuştu. Dönüp sevgilime gösterecektim çocuğu, baktım o da zaten ona bakıyormuş, güldük. "Ee nasıl karıştıracak?" dedik, fincan taşmak üzereydi. Çocuk da dertli dertli "Sıkıntı var..." ifadesiyle fincana baktı ama özenle, yavaş yavaş, büyük bir iş görüyormuşçasına çay kaşığını fincana daldırıp karıştırdı. Bir yudum çayından içip bir lokma tostundan yiyordu, gülümseyerek onu izliyorduk. Peçeteye ihtiyacı olduğunda, masasında peçetelik olmadığını fark edip arkasına dönüp yanımızdaki masada oturanlardan peçete rica etti fakat gerçekten "rica etti": "Ağabey, rica etsem bir peçete alabilir miyim acaba?" diyerek. Çocuk, çok güzel bir çocuk değildi, sekiz - dokuz yaşlarında, esmer, zayıf, herhangi bir ayırt edici özelliği olmayan, görsem belki de hatırlamayacağım bir çocuktu ama bir o kadar da özeldi, çok kibar, çok asil ve çok kendi başına buyruktu, o çay karıştırma sahnesini unutmam.

Dördüncü An

2005'te, İzmir'deki ilk yılımda, çok kalabalık bir arkadaş grubuyla her şeyi birlikte yaptığımız zamanlarda, bir yaz gecesi Kordon'daki çimlerde bira ve şarap içiyoruz. Dışarıda bira içmenin en büyük dezavantajı olan tuvalet ihtiyacı, hepimizi teker teker rahatsız etmeye başlıyor, üç - dört kızdan bir tek ben mutlaka tuvalete gitmeliyim ama dört - beş erkeğin hemen hemen hepsi sıkışmış. Sonunda iki posta halinde tuvalete gitmeye karar veriyoruz ve bir hamburgercinin üst katındaki tuvaletleri kullanmak için üç erkek arkadaşımla birlikte kalkıyorum yerimden. Hamburgerciye geldiğimizde sevimlilik yaparak tuvaleti kullanmak istediğimizi söylüyorum, izin veriyorlar, yukarı çıkıyoruz. Kadınlar tuvaleti ve erkekler tuvaletinin kapıları birbirlerine doksan derece açıyla karşı karşıya duruyorlar, o kadar sıkışmışım ki, alelacele kapıyı çalıp da "Dolu!" yanıtını aldığımda büyük bir hayal kırıklığıyla arkadaşlarıma dönüyorum, aralarından biri "Ehe, peki sen gir erkekler tuvaleti boş, bekleriz biz," diyor, derhal giriyorum. Tuvaletten çıkarken aynı anda çarprazımdaki kadınlar tuvaletinin kapısı da açılıyor, senkronize bir şekilde bana "Sen gir," diye yerini veren erkek arkadaşımla aynı anda dışarı çıkıyoruz, o arada kadınlar tuvaleti de boşalmış ve o da ona girmiş. İkimizin de karşı cinse ait tuvaletlerden aynı anda ve aynı hareketle çıkmamız bizi çok güldürüyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (3) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)