26 Ağustos 2013 Pazartesi

Bir Cennet ve Cehennem Tasviri Olarak: Sasalı Doğal Yaşam Parkı

Cennet


Önce hayvanat bahçesi kısmında gezip öncelikli olarak mirketleri ve lemurları arıyoruz, lemurlar, "Maymun Adası" adındaki macera oyununu anımsatan ayrı bir bölümdeler, mirketler ise girişte oldukları için ilk amacımızı gerçekleştirip mirketleri izliyoruz. İkinci amacımız (lemurlar haricinde) su aygırını görebilmek ve su aygırını izlerken "I like big butts..." diye şarkı söyleyebilmek. Bu yüzden dosdoğru su aygırına doğru gidiyoruz. Su aygırları da tam bizim amacımızı anlamış gibi arkalarını bize doğru dönmüş, yemek yiyorlar, gülerek şarkı söylüyor, fotoğraflarını çekiyoruz. Sonra "Sırtlan Ayı Kurt" tabelasına gülerek kurt görmeye gidiyoruz, Eren ve Özge ayı görmek istiyorlar, Onur sırtlan, Cem ve eşi Nisan da daha önce geldiklerinde kurt görmediklerini söyleyerek kurtlara yöneliyorlar. Ben zaten kendimi kaybetmiş gibi bir oraya bir buraya koşup duruyorum, sırtlanlar sıcaktan mayışmış yatıyorlar, ayılar sırılsıklam, orada bir durgun su birikintisi, bir de akış halinde bir su yatağı var, devr-i daim yapıyor gibi, herhalde kendi kendilerini akan suda duş alır gibi yıkadılar diyoruz, durgun su pis görünüyor. Kurtlar da sıcaktan olacak, ortadan kaybolmuşlar. Koral, "Keşke gizli yerlerindeki bir duvarı da camdan yapsalar da oradayken de görebilsek hayvanları..." diyor, Eren, "Sonra hayvanlar kendilerini kessinler artık hiç özelleri kalmayınca, gizlenemeyince, intihar etsinler..." diye yanıtlıyor. Her şeye gülüyoruz çünkü BİRSÜRÜ hayvanla çevriliyiz ve hepimiz hayvanları çok seviyoruz. Vaşağı izlemeye giderken tam cama yaklaştığımız anda vaşak tıpkı kedilerin bir yere atlamadan önce gerildikleri gibi geriliveriyor ve biz "Oley!" derken bir kayanın üzerine hop diye atlayıveriyor. Tabelasında bir haftada yedi kilo kadar et ve iki tavukla beslendikleri yazıyor, Eren "Aslında bir haftada bu kadar yemek çok değil, eve alsan beslenir, bizim kediler yalan, böyle büyük kedi lazım, ele gelsin hayvan, diğer kedilerle anlaşabilecek olsa alırım eve hiç düşünmem..." diye ciddi ciddi konuşarak hepimizi güldürüyor. Zürafa gördüğümüzde iki metre boyu olan Eren'e "Bak, ağabeyin..." diyoruz, sonra oralarda bir yerde kayboluyoruz. Maymun Adası kısmına gidip lemurları da göreceğiz ve daha da geç kalmadan piknik alanına gidip mangal yapıp rakı içeceğiz. Maymun Adasının ne tarafta olduğunu elimizdeki haritadan çözmeye çalışırken gerçekten bir macera oyunundaymışız gibi mutlu oluyoruz, nerede olduğunu bulabildiğimizde de lemurlara doğru sevinçle ilerliyoruz. Daha önce buraya geldiğimizde lemurlar, tropik kısımdaydı ve o daldan bu dala atlıyorlar, izleyenlere türlü oyunlar yapıyorlardı. Bu sefer sıcağın tam göbeğinde, kurak bir kısımda, hiç dalı, bitkisi olmayan bir yere alındıklarını görüyoruz, hayvanlar miskin miskin oturuyor, bir şeyler tıkınıyorlar, izleyenlere bakışları bile sinirli, keyfimiz kaçıyor. Yine de gülerek birbirimize gösteriyoruz "Bak şunun kuyruğu diğerinden daha kısa, bak nasıl yemek yiyor, bak bak buraya çıktı..." diye ama ı ıh, pek keyif yok hayvanlarda. 

Lemurları da gördükten sonra hızlı hızlı tüm grup rakının yanında su getirmedikleri için oradaki kafeteryadan yarım litrelik birsürü pet şişe içinde su almaya yöneliyorlar, Koral'la ben geride kalıp diğerlerinin bakmaya yanaşmadıkları pumalara ve aslanlara bakmaya gidiyoruz. Tam biz oradayken iki puma birbiriyle oyun oynamak için birbirlerinin üzerlerine atlıyorlar, "Diğerleri yokken atraksiyon oldu, yanlarına gidince bir puma diğerinin boynuna atladı, kanlar fışkırdı, görevliler ayırmak için yanlarına gidince görevlilerden birini de öldürdüler diye anlatalım," diyoruz. Sonra çıkışta herkesle buluşuyoruz ve oraya geldiğimiz iki arabaya doluşup yakındaki piknik alanına gidiyoruz. Giderken yine kayboluyoruz, kimse daha önce burada piknik yapmamış, birkaç dönüşten sonra piknik alanını buluyor, mangalımızı yakıyor, önce tavukları, sonra köfteleri pişiriyoruz, rakımızı içiyoruz ve evlere dağılıyoruz.

Cehennem


Hepimiz hayvanları gerçekten çok sevdiğimiz için, fotoğrafını çekip de internet sayfalarındaki hesaplarımızdan paylaşarak insanların beğenisini, sempatisini toplamak için değil de gerçekten onların varlığına etrafımızda ihtiyaç duyduğumuz için, hallerini, hatırlarını sormak isteyecek kadar kişilik yüklediğimiz için bu hayvanat bahçesine ne zaman gelsek aynı anda hem neşeden ölüyor, hem de kederleniyoruz. Kaoti diye yeni bir hayvan gelmiş, mirketlerin karşısında gördüğümüzde ona bakıyoruz. İçlerinden biri duvarın dibinde, aynı yerde hızlı hızlı dönüp duruyor, bir o tarafa, bir bu tarafa aceleyle yürüyüp duran ve gözünü yolundan ayırmayan güzel bir hayvan, hepimize komik geliyor ve hepimiz "Hahaha volta atıyor..." diyoruz fakat hepimizin içinde hayvanda bir sorun olabileceğinin telaşı var. Önce ben, "Hayvan sıcaktan delirmiş olabilir, depresyona girmiş olabilir..." diyorum, Onur "Evet, yazık çıkmak istiyor herhalde..." diyor. Eren, "Topu öbür tarafa kaçmış, kara kara nasıl alabileceğini düşünüyor olmalı..." diyerek bizi güldürüyor ve bir dakika geçmeden "Ulan çok üzüldüm ya!" diyor. Tam da bir cehennem tasvirine yakışacak bir İzmir sıcağında bizden daha şanssız olup da gölgeye kaçma şansları da pek olmayan hayvanlara içimiz burkuluyor. Bir yerde fillerin yanından geçiyoruz, iki büyük, bir yavru fil, duvarlarının dibine sıkışmışlar. Hepimiz aynı anda "Gölgeye kaçmaya çalışıyorlar..." diyor, sonra birbirimize dönüp "Orada yemekleri var herhalde, yemek yiyorlar..." diye birbirimizi teselli ediyoruz. Lemurlara hakikaten çok sinirimiz bozuluyor, herkes kendi kendine "Bir önceki gelişimizde resmen izleyenlere şov yapıyorlardı, şımarıyorlardı, bu sefer kös kös oturuyordu hayvanlar, eğlenecekleri dallar yok, gölge yok, sıcağın dibine atmışlar hayvanları..." diye söyleniyor. Pumalarla aslanları görmek için Koral'la geride kaldığımızda, en çok aslana içimiz acıyor, koskoca orman kralı, sıcaktan kedi gibi başını patilerinin önüne koymuş da kimbilir yemek saatini mi bekliyor, ne yapıyor, neden yaşıyor, yaşama amacı yok...

Hem bu hayvanat bahçesine geleceğimiz her seferinde çocuklar gibi şen olmamıza rağmen hem de aynı anda her seferinde gerçekten çok üzülüyoruz, "Çok iyi bakıyorlar burada onlara, doğada olsalar bu kadar iyi beslenmezler..." diyoruz. Piknik alanında aramızdan kimsenin mangal yakmayı doğru düzgün bilmediğini öğreniyoruz, Cem işi bir şekilde kotarıyor, Eren ve Onur, yanımızdaki kömürler bitince kömür almak için bir yer olup olmadığına bakmak için uzaklaşıyorlar, ellerinde kömür torbasıyla döndüklerinde çok seviniyoruz fakat küçücük bir torba kömürü çok pahalıya satmışlar, bir piknik alanında kömür satın alınabilecek tek yerin bir anda fiyatları yüzde iki yüz katlamış olmasına kızıyoruz. Rakımız yetmiyor. Etrafta içki satan bir yer ise elbette yok. Hava kararana kadar eğleniyoruz fakat havanın kararmaya yüz tutmasıyla birlikte öyle bir sivrisinek saldırısına uğruyoruz ki mangaldaki son posta köfteleri bile orada bırakıp da sinek tanrılarına kurban vermek çok mantıklı geliyor. Hayatımızın en hızlı sofra toplayışını yapıyoruz, otuz veya kırk saniyede tüm çöpler toplanıp dökülüyor, ben tüm bardakları silip, kağıt havlulara sarıp da kutuya koyma işini, sanırım en fazla yirmi ya da otuz saniyede yapıyorum, Özge birkaç saniyede masa örtüsünü çekip de katlıyor, Eren mangaldaki son köfteleri birkaç saniyede bir tabağa toplayıp mangalı boşaltıyor, Onur ve Koral zaten orada hazır, kömürlere su dökmek için bekliyorlar, Cem ve Nisan, her şeyi arabalara doğru taşımaya başladılar bile... Bu arada, bacaklarımız, kollarımız, yüzlerimiz, sürekli saldırı altında, sürekli iblisler, yabalarıyla bizi dürtüyor gibi, acıyan herhangi bir yerime sinek kovmak amacıyla elimi götürdüğümde, en aşağı üç - dört sinek birden elime çarpıyor. O kadar hızlı bir şekilde arabalara giriyor ve dağılıyoruz ki doğru düzgün vedalaşamıyoruz bile, yolda herkes kaşınıyor. Esas hasar tespitini sabah yapacak ve her bacağımızda en az otuz sinek ısırığı olduğunu göreceğiz, Gezi Parkı direnişinde içine kimyasal sıvı katılmış sular sıkan Tomaların kurbanı olan insanların fotoğraflarına benziyor bacaklarımız, kollarımız, öyle bir kabarmış, öyle bir rahatsızlık verici...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)