5 Ağustos 2015 Çarşamba

Notlar

* "Bu bloğu ihmal ettiğim zamanlarda..." demeyeceğim ama bir süre bir yerlere bir şeyler yazmadığımda aklımda hep "Bugünkü şu olayı bir yere not etmek istiyorum, bundan bahsetmem lazım, bu kesinlikle yazmaya değer bir şey..." gibi şeyler oluyor. Daha sık not almak lazım.

* Not alınacak, bahsetmeye değecek en önemli şeylerden biri, en yakın arkadaşımın yeniden İzmir'e taşınması oldu. Eski ev arkadaşım yeniden İzmir'e döndü ve teker teker çoğu yakın arkadaşımı İstanbul'a uğurladıktan sonra birini yeniden İzmir'de görmenin benim için ne kadar güzel olduğunu anlatmam çok zor. Zamanında birlikte yaşamış olduğumuz için aramızda oluşan doğal bağın dışarıda görüştüğümüzde, yanımızda başka insanlar olduğunda da hiç konuşmadan anlaşabilmemize olanak sağladığını ve bunu bilmemkaç yıl sonra hala başarabiliyor olduğumuzu görmek hem güven hissi veriyor, hem de heyecanlandırıyor, birlikte yaşlanacağımız, yaz tatillerinde akşam üzeri vakitlerinde torunlarımıza patates kızartırken bir yandan cin-tonik içeceğimiz arkadaşım bu kadınmış. Sanırım hayatımda Yiğit'in yeniden var olması gibi tamamlanmış hissetmemi sağlayan diğer bir "insan varlığı" da Tomris'in varlığı. İşin en eğlenceli kısmı da ikisini bir araya getirdiğimde dünyanın en doğal ilişkisini kurmalarıydı. Tomris'in İzmir'e dönüşüyle birlikte onun sevgilisi de "insanlarımız"a katıldı, tatlı tatlı çoğalıyoruz. Eski yaşantılarımıza kıyasla hepimiz için de geçerli olan bir gerçek bu, daha az insanımız var ve bu bir yandan değerbilirliğimizi artırıyor.

* Not alınacak diğer bir şey, düzen kurmaya başlamamız oldu. Yuva yapıyoruz. İnce ince, ağır ağır.

* Yuva yapmak için erkek kuşların yuvaya elektronik eşya getirdiklerini bilirsiniz. Bizimki, babamın evimi öğrenci evliğinden çıkarma kalkışmaları sayesinde şimdiye dek evdeki fazlalıkların hepsini yığıp boş bıraktığımız ve aslında çok büyük ve aydınlık olan salonu adam ettikten sonra, babamla bir olup "Bu salona bir de televizyon lazım aslında, televizyon olsa iyi olur," diye tutturmaya başladı. Tüm itirazlarıma rağmen ("Survivor mu izleyeceğiz ya? Maç mı izleyeceğiz?") televizyon alınırken (ki bir haftadır tüm itirazlarımın pişmanlığını yaşıyorum, çok da güzel bir şeymiş küçük bilgisayar ekranından değil de büyük ekrandan bir şeyler izlemek) Vatan Bilgisayar'da turlarken "Burada mızıka da satılıyordu ya eskiden, kasaya yakın bir yerlerde..." diye aklıma geldi. Televizyon için yardımcı olan görevliye Yiğit'in "Burada mızıka da varmış ya? (Tek kaşı kalkık, güvenmez ifade)" diye sorması, görevlinin de "Mızıka mı varmış? (İki kaşı kalkık, inanmaz ifade)" demesi... Her ne ise ben doğru hatırlıyormuşum ve gerçekten de Vatan Bilgisayar'da mızıka satılıyormuş, bir hevesle kendime mızıka aldıktan sonra; meğer tek ihtiyacım ne kadar da sadece bir mızıkaymış?! Tek eksiğim mızıkaymış şu hayatta. Gel gelelim, cahil gibi araştırmadan etmeden müzik aleti mi alınır? O an için mızıkayı bir heves olarak görmüşüm fakat güzel söktüm, söktükçe heveslendim, Tomris hatırlattı, Les Devins'te klavye çaldığım zamanlarda vokaldeki arkadaşın bazı şarkılarda mızıka çaldığı günlerde de "Yaa ne güzel alet, ben de mızıka istiyorum," dermişim meğer, bilinçaltıma gömmüşüm. Cahillikten 24 delikli tremolo mızıka almış olduğumuz için yalnızca birkaç Bob Dylan şarkısına uyuyor alet, notaların yerlerini söktüm, aletin dilinden anladım fakat işin içine girdikçe, bana lazım olan 10 delikli diatonik blues mızıkasıymış onu anladık, şimdi Yiğit "Çalıyon ya kız sen bu aleti?! A aa kız aklına esti aldı, çalıyor?!" şaşkınlığıyla bana bir adet Hohner Special 20 C Major almaya söz verdi. Şaka bir yana çaldığım müzik aletlerine mızıka eklerken bayağı bayağı da eğlendik, "Azıcık üfler hevesimi alırım," diye aldığım aleti söktürdüm gidiyorum allah bozmasın. Evde bir haftadır Donovan, Neil Young, Blues Traveler, Bob Dylan, Alanis Morisette dinleniyor, koskoca eski punk, progressive metalci Çıtır, durup durup Heart of Gold mırıldanıyor. (Gerçi aynı koskoca Çıtır'ın eve Alt-J'yi de getirmiş olmasına ne demeli?) Eski bir konservatuar öğrencisi olan Tomris'in "Eline aldığın aleti çalabilmene uyuz oluyorum, uçan kaçan kurtulmuyor, biz de yıllarca uğraşıp daha bir kemanı çalamayalım..." demesi... Bir şeyler başardığımda övünmeyi kendime hak gördüğüm yegane konu enstrüman konusu, her aletin dilinden anlamayı çok seviyorum çünkü, biraz ilgi gösterince geridönüş alıyorum, yeteri kadar sabır ve azim gösterince her şey çalınıyor bir şekilde. (Yiğit'in de bu arada tremolo mızıkasını eline alınca içindeki İrlandalının uyanması ve zerre kadar önemsemeden "Ne var, eğleniyoruz biz?" diyerek füfür füfür sallaması...)

* Konu müzik aletlerinden açılmışken, bir süre önce bir gece Karşıyaka'da çok samimi, siyah duvarlı bir evde elime ilk kez aldığım sazla Summertime çaldım. Klarnet üfledim, ses çıkarabildim, notaların nasıl çalıştığını anladım ama ne o kadar ciğerim ne de o kadar sabrım vardı, herhangi bir şey çalamadım. Ve, "Neyden ses çıkarmak her yiğidin harcı değildir, ilk birkaç hafta sadece ses çıkarmaya çalışmakla geçer," sözü doğruymuş, abartısız bütün bir geceyi durup durup aklıma geldikçe ney üflemekle geçirdim ("Neden ses çıkaramıyorum ya?!") fakat olmayınca olmadı. İçimizdeki İrlandalı, içimizdeki tasavvufçuymuş aynı zamanda, azıcık uğraşıp ses çıkarmayı becererek karizma puanlarını artıran Yiğit bir yanda keyifli keyifli sigarasını yakarken kameramız Tomris'e döndüğünde: "Konservatuar öğrencisi olan da bendim işte... -_-'" (Klarnetle LOTR çalan Gökhan ve klarnetle Game of Thrones çalan içimizdeki Tepecikli Yiğit'i anmadan geçemem.)

* Yani son bir iki haftamız "Aa ney, aa klarnet, aa saz, aa mızıka, oo mızıka, oo televizyon, aa negzel..." demekle geçiyor.

* Bir de, Tomris'le konuştuğumuz bir şeydi, onu da not olarak düşmeden geçemeyeceğim. Sanırım yapım, sıkıntı ve stresten, üzüntüden ve gerginlikten kilo veren değil, kilo alan bir yapıymış. Geçen yıl inanılmaz dar gelip de başka kıyafetim olmadığı için utana sıkıla giydiğim gömleklerimi yine başka kıyafetim olmadığı için (televizyon alışverişine okeyiz, müzik aleti alışverişine okeyiz, arkadaş ziyaretlerine okeyiz, sahile inmeye okeyiz, mobilya alışverişine de okeyiz, kıyafet alışverişine hiç okey değiliz, çünkü, ruhumuz sıkılıyor) ablamın kıyafetlerini giyermişçesine utana sıkıla giyiyorum. Her yediğim lokmada suçluluk duygusu hissederek "Kilo vermem lazım, çirkinim, mutsuzum, kilo verirsem mutlu olurum, hayatım güzelleşir," derken verememişim. Rakam vermekten utanır, "Tartılmadım ne zamandır ya, elli küsür falanımdır," derken muhtemelen 65 civarı kilo ile kaç yıl geçirmişim. Tomris'in Yiğit'le ilgili ilk yorumu "Sen mutluluktan zayıflayıp güzelleşmişsin," olmuştu, 54 kilo ile "Daha göbeğim var yea, daha kilo versem olur ama takmıyorum, önemsizmiş meğer kilo falan, mutluluk başka bir şeymiş," diyebilmenin lüksünü tarif edemem. Kendimi gerçekleştirebildiğime inanmak için meğer aynadaki bir görüntüyü değil, gece yastığa kafamı koyduğumda başka bir hayatım olsa neye benzerdi senaryoları kurmayı bırakmış olduğumu görmem gerekiyormuş.

* En önemlisi, not düşülesi en önemli şey yahu bu. Yıllardır bırakmadığım bir huydu, ciddi boyutta zevk aldığım ama bir yandan da kötü bir alışkanlıktı, her gece uyumadan önce bazen saatler sürecek kadar "Acaba eskiden şunun yerine bunu yapmış olsaydım, acaba eskiden bunu hiç yapmamış olsaydım hayatım nasıl olurdu? Şimdi nerde olurdum? Eskiden hayatım ne güzeldi, şimdi nasıl devam ederdi?" diye hayal kurardım. Şimdi ya mutlu uyuyorum, ya gün içerisindeki doluluktan, hareketten sızıp kalıyorum, ya da uyuyamıyorsam bile sadece geleceği düşünüyorum. Bunun notunu düşüp kendime de hatırlatmam lazım.

* Tomris'e şu çok sevdiğim meşhur Kylie Minogue ve Nick Cave'in şu bir festivalde çekilmiş kamera arkası ve canlı performans kolajı videosunu izletmek için videoyu açtım, daha Nick Cave'in göründüğü ilk anda Tomris "Aa fiziği ne kadar da Yiğit gibi değil mi burada Nick Cave'in?" dedi, bilinçaltımdaki Nick Cave sevdasının nedenini doğrulamış olduk.

* Bu yazıyı ofiste yazarken bir ara noterlikte bir işim çıktı, noterde sıra beklerken sıkılmamak için yanıma bir kitap da alıp ofisten çıktım. Sıra numarası aldığımda numaranın 95 olduğuna yemin edebilirdim. 88'de olan sıra levhasına bakıp bir yere oturdum. Kitabımı açıp okumaya başladım. O sırada rakamlar ara sıra yanarken 93 çok kısa bir süre yanıp hemen 94'e geçildi. 95 yandığında yanımda oturup bekleyen kaba görünümlü ve çirkin bir insan olduğu her halinden belli adam da benimle birlikte kalktı. Birlikte ilgili masaya giderken adam bana doğru çirkince sırıtarak "Seninki 93'tü, ben elindeki kağıtta gördüm, kitaba da çok dalmıştın senin sıra geçti şansına küs kehkehkeh..." dedi. Normal şartlar altında yerimde olan birinin demesi gereken şeyler içerisinde "Sen değil, siz derseniz daha iyi olur," ya da "Madem elimde kağıdın numarasını gördünüz, neden beni uyarmadınız?" ya da "O zaman görevliye sorarız, kimi önce alacağına o karar verir," gibi cümleler varken ben dünya kerizi olduğum için "Ha öyle mi, tamam o zaman siz buyrun, ben sizden sonra işimi halledeyim," dedim ve kibar kibar durumu görevliye de anlatıp "Beyefendinin işi sürerken ben bekleyebilirim, 95 sanmışım, oysa ki elimdeki numara 93'müş, benim hatam," diyerek geri çekildim. Adamın evrakları eksik çıktı ve işini halledemeyip sinirli sinirli oradan ayrıldı. Instant karma.

2 yorum:

  1. Yazının tamamına yakın bir kısmını şöyle okudum -> :)
    Biraz da böyle -> :3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yahağğ, özledik buraları sanki, değil mi? :3 Daha sık buluşalım buralarda. (Deyip yine kimbilir ne zaman...)

      Sil

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)