23 Ağustos 2015 Pazar

"Promises" Ya Da "Sadakat Üzerine"

 Heheh Mary Shelley göndermeli başlığımızı beğendiniz mi? (Birdman değil o başlık göndermesi, Mary Shelley!) Bugün biraz sadakat üzerine konuşacağız. (Sadece ben konuşacağım, siz de -hala okuyanlar var Blogger anasayfasını, biliyorum- okuyacaksınız.)

 Geçtiğimiz bir - iki hafta boyunca birçok yerde karşıma sadakat kavramıyla ilgili şeyler çıktı, biri, durduk yere aklımıza gelen The World Needs A Hero albümü, tek tek bu şeyleri sayıp düşündürdükleri üzerinden giderek konuşacağım izninizle... Yiğit'le "ilk sevgililiğimizde" henüz öyle albüm bulmak, indirmek falan kolay değildi, gerçekten, 2006 yılından bahsediyoruz, boru değil... O yüzden daha çok elimizdekilere sıkı sıkı sarılır, aynı albümleri sık sık dinlerdik. The World Needs A Hero da benim lise yıllarımdan beri pek sevdiğim bir albüm olduğundan, davulları da pek canavar gibi olduğundan Yiğit'in de hoşuna gidince en sık dinlediğimiz şeylerden biri benim kırmızı bir CD'ye kopyalanmış ve üzerine CD kalemiyle ismi yazılmış o zavallı korsan The World Needs A Hero albümümdü. Ben anı toplamayı ve anı biriktirmeyi severim, anısı olan eşyaları da güzel korurum. Dokuz yıl sonra bu eve ilk kez geldiğinde kitaplık rafından CD kabını çıkarıp o kırmızı CD'yi gösterdiğimde gözlerine inanamamıştı. Geçenlerde o CD'yi de minik kare bir çerçeveyle çerçeveleterek saklamaya karar verdik ve albümdeki bir şarkının bizim için yazılmış gibi olduğunu düşündüğümüzü hatırladık:


 O zamanlar ayrılıp da daha sonra "başka bir hayatta bir araya geleceğimize söz vererek" dinlemiyorduk bunu, o zamanlar bambaşka bir hikaye anlatan şarkının, ilk grubumuzun ikimizle ilgili bir meseleden dolayı dağılmasından dolayı bizi yansıttığını düşünüyorduk. "Şimdiki ilişkide" dinleyince şarkı daha bir yerine oturdu, söz vermemişiz ama başka hayatlarda bir araya gelerek sonuçta sözümüzü tutmuşuz. Sadakat üzerine bu hafta pek çok kez düşündüm demiştim, ilk olarak buradan vurdu kavram tokadını, kimsenin kimseye verdiği bir söz yoktu fakat ben bu albümü gerçekten Yiğit'i hatırlattığı için saklıyordum ve gerçekten de bir gün sanki ona bu CD'yi göstereceğimi düşünmüş gibiydim, fakat düşünmemiştim de. Birbirimizle yeniden sevgili olmaya karar vermek için aradan dokuz yıl geçmişti ama dokuz yıl boyunca demek ki içimde bir yer Yiğit'e sadık kalmıştı, hiçbir zaman onu unutmak istememişim fakat üzerine de düşünmemişim. Sadakat, farkında olmadan, istemeden, gizli gizli de yeşerebiliyormuş insanın içinde. Fakat acı gerçek, bu, aynı zamanda başkalarına sadakatsizliktir de... Hiçbir ilişkide insan eski sevgilisini özlememeli ya da eski sevgilisine sadakat hissetmemeli, bir açıdan duyduğunuz sadakat sizi kendi gözünüzde yüce ve büyük bir aşk yaşadığınıza inandırıyorsa da bir yandan da sadakatsizsiniz, birtakım çirkinlikler de hissedildi, birbirimize sadakat duymuş, arada başkalarına sadakatsizlik etmişiz ve bir yandan şu an birlikte olduğumuz için sadık insanlarız fakat aslında sandığımız kadar temiz yürekli değiliz.

 Fakat, olsun... Önemli olan birbirimize karşı olan davranışlarımız, diye düşündüm... Sonra bir gün karşıma şöyle bir entry çıktı: https://eksisozluk.com/entry/54067618 Entry'nin sahibesi, hiç tanışmadığım ve belki de benim İstanbul'da bir duruşmam olmadıkça ve kendisinin İzmir'e yolu düşmedikçe yüzyüze hiç de tanışmayacağım fakat kendisini yazarak ifade etmesi, hukukçu olması ve bir yandan da (yazar burada utanıyor çünkü burçlara ve astrolojiye inanmasa da üstesinden gelemediği bir İkizler burcu kadınlarıyla kendini yakın hissetme huyu var...) İkizler kadını olması sebebiyle bir şekilde yazdığı hemen hemen her şeyin altına imzamı atabileceğim bir şahıs. Kendisi daha önce de bir boşanma sebebi olarak aldatılmayı başka bir entry'de irdelemişti, aradım fakat bulamadım. Orada da bu şekilde aldatmanın öyle çok sıradışı, çok da üzerine düşünülerek, planlar yapılarak yapılan bir şey olmadığından bahsediyor ve bir yandan da bir insanın evliliğini bitirmek için aldatmaktan daha kötüsünü de yapabileceğini anlatıyordu. Ben esasında bu entry sayesinde o entry'i hatırlamış da düşünmüşüm şu an onu fark ettim fakat gerçekten bulamıyorum onu, orada Dagny Taggart diyordu ki, "Bir gün ciddi bir konuda yarı yolda bırakılacaksam, mutsuz olduğumu fark edeceksem, aldatılmamış olsam bile evliliğimin sona erdiğini çok daha acı şekillerde anlayacaksam aslında aldatılmak daha da net bir evlilik/ilişki bitirme şeklidir." Kısaca böyle bir şeyler. Sadakat için aslında sadece başka biriyle birlikte olmamak değil, bütün bir ömrü (olmasa bile belki de birlikte geçireceğiniz bütün bir zamanı) bir arada olarak, bir şekilde birbirinize kol kanat gererek, kimsenin kimseyi kenarda bırakmadığı bir aşk ilişkisiyle geçirerek, aşk bir yerde biterse eğer (ki sanırım pek de öyle sandığımız kadar lönk diye biten bir şey değil, arkadaşlar inanmazsınız dokuz yıl önce de yanında yürürken gurur duyduğum adamın dokuz yıl sonra da hala her gün, her hareketinin zarafetine hayran oluyorum, bir gün eşinize/sevgilinize dönüp de baktığınızda "Meh, bu da gitgide çirkinleşti ya, eskiden böyle miydi, buna mı aşık olmuştum ben?" diyorsanız kötü haberlerim var...)  yine de birlikte olduğu kişiyi hayat arkadaşı olarak görmeye devam edecek ve tek başına planlar kurmayacak, bir şekilde birlikte olduğu kişiden gizli bir hayat, gizli saplantılar ya da gizli özlemler sürdürmeyecek bir insan olabilmeniz gerekiyor sanırım. Bu şekilde baktığımda, sadakat üzerine düşüncelerim biraz daha şekilleniyor...

 ...du. Sonra yine bir gün Ekşi Sözlük'te şu entry'e rastladım ki entry sahibi yakın arkadaşım olan Mert: https://eksisozluk.com/entry/54074337 Mert'in dedikleri, yazdıkları ve yaptıkları bana güzel özeleştiri yapma imkanı tanır. Entry'i okuduğumda "Ulan!" dedim, "ben de tam olarak böyle bir insandım lan eskiden resmen! Kafayı geçmişe odaklamış, hem birlikte olduğum kişiden çok eskiden yaşadığım ve daha sonra o kişiyle birlikte olduğum için yaşayamadığımı düşündüğüm pek çok şeye daha da bağımlıydım!" Evet, ben de böyle biriydim, başka birileriyle birlikte olmaktan daha da büyük sadakatsizlik. Üstelik sadece eskiden olan ve olabilecek olan ilişkiler ve ilişki ihtimalleri bile değil, geçmişte yaşanan ve yaşanamayan pek çok şeye bağımlılıkla kara kara düşünerek kendimi saçmasapan bir anılar dehlizine gömer, sigara üstüne sigara içer, birsürü şarkıyı "Ay bu şarkı bana şu günleri hatırlatıyor, bu şarkıyla şu döneme gidiyorum..." diye ziyan ederdim. Sonra, sadakat üzerine düşüncelerimden ziyade kendi hakkımdaki düşüncelerim daha çok şekillendi. İnsan "Değiştim," deyince değişmiyor, değiştiğini fark ediyor. Bir gün, eskiden en yakın arkadaşı olan birinin, kendisine bile doğrudan söylemediği bir şeyi okuyunca anlıyor, bekaret orada net bir metafor fakat sadece cinsel birlikteliğin değil, geçmişle alakalı her şeyin bir bekareti var sanırım, o yüzden doğru bir kavram. "İlk sahne heyecanı" bekareti, "okulu uzatma" bekareti, "parasız kalma" bekareti ve tüm diğerlerini bambaşka şeylere bağlayarak, bambaşka şekillerde hatırlayarak, "an"dan çok geçmişte yaşayıp geçmişi özlemek ya da geçmişten pişmanlık duymak, Yiğit'e dek yaptığım en büyük saçmalıktı. Yiğit'le birlikteyken "Bizim yeniden bir araya geldiğimizde birbirimizi sevmemizi sağlayan şey, yan yana değilken yaşayıp öğrendiğimiz tüm şeyler ve hepsi geçmişte kaldı, bundan sonra önümüze bakıyoruz," demeye başladım, ilk kez. Hah, tam burada diğer hatırlatıcımıza geçelim:

 Televizyon kurulduğundan beri eskisinden daha sık film izler oldum, hem bir yandan Yiğit işteyken bana daha iyi vakit geçirtiyor, zamanı "İki film izlerim, dönmüş olur," diye ölçüyorum, hem de kitap okumaktan daha ergonomik olduğu kesin, artık divanda uzanarak film izleyebildiğim için film izleme sıklığımda gözle görülür bir artış oldu. Fakat izlenecek o kadar çok film, göz atmak istediğim o kadar çok yönetmen, araştırmak istediğim o kadar çok tür var ki ve bir o kadar da üşengecim ki, sırf vakit geçirtsin diye dandik dandik filmler de izler olduğumu fark ettim, sırf "Bir film daha izleyeyim saat üç olur..." gibi... Before We Go diye saçmasapan bir film izledim. Güzel değildi, vakit geçirtti. Fakat bir cümlesi beyne kazındı. "Kendinizi birine adadığınızda," dedi karakterlerden biri bir yerde, "...başka birinin ne kadar mükemmel olduğu ilginizi çekmiyor çünkü mükemmelliği başkasında aramıyorsunuz." Ta-daaa... Sanırım sadakatle ilgili kafamı kurcalayan, kendi sadakatimi, nasıl bir insan olup olmadığımı sorgulatan pek çok şeyi bu cümleyle noktaladım. Çünkü sadakat, geçmişle, insanlıkla, varoluşla ilgili değil de gayet basit bir şekilde, net olarak "başka biri"yle ilgili bir kavramdı, bir insana adandığınızda başka bir insanı övemiyorsunuz, başka bir insanla ilgili güzel bir şeyler hatırlayamıyorsunuz, başka birinin ne kadar kusursuz olduğunu bırakın, nasıl biri olduğu bile sizi ilgilendirmiyor, sadakat kavramının geçmişle, ayrılma şekliyle, hatırlamayla, anıları saklamakla da ilgisi var ama tam olarak sıkıcı bir romantik filmde karşıma çıkan tanımı, şimdiye dek yapamadığım en üstün tanımdı.

 Yaklaşık bir hafta kadar ince ince karşıma çıkan ekmek kırıntılarından sadakat kavramının tanımına doğru yol yaparken "Acaba ben sadık biri sayılabilir miyim, yoksa Yiğit'le onca uzun bir aradan sonra bir araya gelmiş olmamız bizi sadakatsiz insanlar yapar mı?" diye de düşünüyordum, düşünmek insanı her zaman çözüme götürmüyor, çoğu şey üzerine düşünmediğiniz zaman kendi kendine gideceği yönü buluyor.

 Ve bugün de sadakat kavramı hakkındaki dersimizi bitiriyoruz, bir sonraki dersimiz haftaiçi alkol aldıktan sonra ertesi gün işyerinde akşamdan kalmalığımızı gizlemek üzerine...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (38) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)