17 Eylül 2015 Perşembe

Star Wars ve Adventure Time

 Star Wars serisinin Harrison Fordlu ilk üçlemesini izlemiş, yeni üçlemeyi izlemeyi hep erteleyip hiç izlememiştim. Yeni film arifesinde, yeni üçlemeyi izlemeye karar verdim ve Yiğit'le birlikte üç akşam, her gün bir film olmak üzere yeni üçlemeyi de izledik. Şimdiye dek bunca popüler bir seriyi izlememiş olmaktan duyduğum (aslında pek de duymadığım) eksiklik geçmiş oldu ve bu filmleri eski üçlemeden daha çok sevdiysem de Han Solo gibi bir karakterin olmaması nedeniyle tedirgin oldum. Eski üçlemede en sevdiğim karakter Han Solo olmuştu ve bu seride herkesin bir yükümlülük, sorumluluk içerisinde olup belirli çizgilerde hareket ediyor olmasını, Han Solo gibi insani tepkiler verip bitirimlik yapabilen birinin olmamasını (Jar Jar Binks belki en insani karakter olmuş fakat onun için de Ekşi Sözlük'te dünyanın en iyi tanımı yapılmış: "Galaktik Kemal Sunal") ve bir nebze "rahat" bir karakterin eksikliğini sevmedim. Bilim kurgu ya da fantastik eserlerin en çok insani yönünü sevdiğimi hep söylerim, insani tepkiler biraz daha rahat alanlarda verilip gösterilir, bu üçlemede gerçekten çok fazla yükümlülük ve sorumluluk vardı ama olsun, sonuçta Star Wars serisinin tüm filmleri izlendi mi, izlendi. "Güzel ortam yapmışsın Lucas kardeş," nidalarım ve ne kadar gereksiz fakat güzel görünen şey varsa hayran kalmam nedeniyle kendisi zaten halihazırda Star Wars serisinin eski bir hayranı olan (ki kendisinin eskiden de her Star Wars seven genç erkek gibi "daha önce Star Wars izlememiş sevgilisine zorla Star Wars izletmek" fantazileri vardı fakat kısmet yıllar sonra, die-hard fanlık geçip yatışınca sakin sakin izlemeye imiş) Yiğit de filmleri bir kez de benimle izlemekten epey memnun kaldı. Örneğin Boba Fett'in küçüklüğünü gördüğümüz sahnelerdeki ırkın yaşadığı beyaz ve süper steril görünümlü binalarla bizzat ırkın kendisini çok güzel kurgulanmış bulup "İşte hayalimdeki aşırı ilerlemiş yaşam formu!" diye heyecanlandığımda "İnce ve uzun olan her şeyi beğeniyorsun farkında mısın, Nick Cave, ben, Rust Cohle ve bunlar?" cevabını aldım zira doğru, aşırı ince ve uzun fizik yapısı bilmem hangi nedenle bana aşırı ilerlemiş insan formu gibi geliyor, tövbe estağfurullah. Bir sahnede uzay gemilerinden birinin evrenler arası boyut değiştirirken açılan ve ne işe yaradığı ya da nasıl kaybolduğu anlaşılmadan usul usul gözden kayboluveren paraşütümsü şeyine çok heyecanlandım. Neyini sevdiğimi sorduğunda da "Bilmiyorum aslında hiçbir işe yaramayan ama tam olarak insanın aklının almadığı ve mutlaka bir işe yarıyormuş gibi gösterilen şeylere de heyecanlanıyorum, evrenden evrene geçiş paraşütü diye çok uzun ve sıkmasyon bir açıklama yapsam herhangi bir hikayede ya da yazıda çok abes kalacakken iki saniyede hayran bırakacak kadar güzel görünüyor, bunu görmeden hayal etmek çok zor ama biri hayal ediyor ve gösteriyor..." dedim. En sevdiğim şeylerden birisi de her zaman süregiden "Star Wars bir fantastik eser mi, yoksa bilim kurgu eseri mi?" sorusuna da göz kırpıyor. Bir sahnede Obi-Wan, Grievous'u ejderhamsı yaratıkla kovalarken önde müthiş ileri teknoloji ürünü bir binek aleti, arkada ise süper ilkel fakat daha güvenilir gözüken ejderhamsı binek hayvanının görünmesiyle kendi "nerd-orgasm"ımı yaşadım ve benim için bu üçlemede en çok akılda kalan üç şey bu oldu. (Hayal edilen ileri teknoloji vs. hayal edilen yaratık.) Ama hala kimse bir Harrison Ford değil.

 Her akşam Adventure Time izlemeye, hatta yaşam rutinimizi Adventure Time'ın Cartoon Network'te yayınlandığı saate göre ayarlamaya başladık. İlk başlarda zararsız bir alışkanlık gibi görünen bu Adventure Time bağımlılığı, bayağı gün içerisindeki konuşmalarımızın ve şakalarımızın zeka seviyesini düşürmeye doğru evrildi. Şaka bir yana, Adventure Time, ilk izlediğimde "Yahu çok abartıyorlarmış, dandik, her şeyin şaşırılası olduğu, anlamsızlıklar parodisi bir evren, saçmasapan basit basit şeylere şaşırıp gülen karakterler, aptalca, zeka geriliği yaratan bir çizgi film..." dediğim bir şeydi, ALLAH ÇARPAR! Karakterleri tanıdıkça, evrenin geçmişini öğrendikçe, gözümde öyle bir yüceldi ki, meğer bilmeden özlemini çektiğim minimalizmi ve naif post-apokaliptik dünyayı en başta "Geri zekalılar için yapılmış!" diye ezivermişim! 

 Adventure Time'ı Neden Sevmeliyiz?

1 - Çünkü, dostluk...

 Açılış şarkısında ilk eşlik edebildiğimiz yer olan (şimdi şarkıyı baştan sona söyleyebiliyoruz) "Jake the dog and Finn the human..." kısmı, ana karakterlerimizin bir köpek ve bir insan olduğunu gösteriyor. Konuşan ve vücudunu esnetebilen köpek Jake, Adventure Time evreninde Ooo gezegeninde birlikte yaşıyorlar, ev arkadaşı olarak... Finn, Jake'in sahibi değil, ev arkadaşı... Bir bölümde kahvaltıda çırpılmış yumurta yedikten sonra sofrayı kimin toplayacağıyla ilgili hafiften tartışıp kimsenin toplamadığı sofrayı ortada bıraktılar, başka bir bölümde ortalığın dağınık kalması nedeniyle Finn çorabını bulamadığı için birbirlerine seslerini yükselttiler ve her zaman birbirlerinin arkasını kolladılar. Adventure Time'da en önemli şey Jake ve Finn'in dostluğu, bir maceraya tek başına atılmanın sıkıcılığından bahsetmişlerdi, yanınızda en yakın arkadaşınız olmadan herhangi bir maceraya atılmak inanılmaz zevksiz.

2 - Çünkü, post-apokaliptik evren...

 Dostlukla çocuklara hitap etmek kolay, büyüklere de hitap eden kısmı Adventure Time'ın nükleer bir kaza (ya da savaş? Cartoon Network bölümleri karışık yayınladığı için evrenin geçmişi hakkında hala bilmediğimiz şeyler var) sonrasında cansız olan çoğu şeyin canlandığı, hayvanların çoğunun insani karakteristik özellikler gösterdiği, insan ırkının ise Finn hariç kaybolduğu ya da mutasyona uğradığı bir senaryosu var. Marceline bir vampir, Buz Kralı eski bir kimyager, ama senaryoda ne vampirler var, ne de çılgın bilim insanları, sadece bir felaket sonrasında başlarına gelenleri kabullenip kendilerini ait olmadıkları bir dünyada bulduktan sonra uyum gösterip kendilerine yeni bir düzen ve sistem kuran değişik ırklar, türler ve bu dünyadaki varoluş sıkıntıları var.

3 - Çünkü, naif bir hayalgücü...

 Yeni nesil çocuk yapımları basitliği aptallık olarak algılıyorlar, sevimli bir naiflik yerine gerçek bir geri zekalılığın övüldüğünü görebiliyoruz, hayır, biz çocukken bunlardan hoşlanmıyorduk. Hikayelerin birazcık bile olsun karışıp dallanıp budaklanmasından özellikle kaçınıyorlar, çocukların dikkatinin kolayca dağılacağından ve hikayeyi anlamayacaklarından korkuyorlar, bu apaçık ortada. Biz çocukken neler neler izledik, ne kadar derinlikli senaryolar vardı, ne plot-twistler vardı, ne ilginç karakterler vardı, günümüz çocuk yapımlarında ise gerçek bir aptallık almış başını gidiyor, diyaloglar "Heeey, oleey, yaşasıın, haydi gidiyoruz, işte geldik, bu savaş demek, dostum bu çok güzel, heeey!..." diye sınırlı ünlemler ve kısır cümlelerden ibaret, doğru düzgün karşılıklı diyalog kuran karakterler, akıcı cümleler yok. İşte benim de müthiş bir önyargıyla Adventure Time'ı da bu yapımlardan sanmam ve sonrasında güzel bir şaşkınlık yaşamam, diğer yapımlardan farklı olarak aslında çok karışık ve derin bir senaryoyu büyük bir masumlukla anlatması yüzündendi, bu yapımda diğerlerinden farklı olarak geri zekalılık değil, gerçek bir naiflik var. Şaşırma nidaları, konuşmalardaki heyecan ifadeleri ve basit diyaloglar, gerçekten şaşırmayı, heyecanı ve "nutkum tutuldu" ifadelerini karşılıyor, karakterler bu anlar dışında doğal ve akıcı konuşuyorlar, her karakterin derinliği başarıyla işlenmiş. Her bölümün konusu değişse de birbirlerine bir şekilde bağlanabiliyor ve her bölümde anlatılan maceralar, çocukluğumuzun oyunlarıyla kolaylıkla bağdaştırılabilecek maceralar. Hayalgücünü sadece belirli takımlar oluşturup birbiriyle savaşan çocuklardan, ya da yetişkin rolüne soyunup birbirleriyle olan insan ilişkilerini karıştırıp da her bölümde bir şekilde çözüme ulaşan küçüklerden, ya da aptal bir şekilde her şeyin çok iyi ve çok mükemmel olduğu bir dünya fikrinden almayan Adventure Time, tüm çağdaşlarına göre birkaç basamak yukarıda duruyor.

4 - Çünkü, "kör gözüne parmağım" diyerek değil, incelikle verilen mesajlar...

 İyilik, güzellik, kibarlık, "Böyle yapın," diyerek öğretilmiyor, örnek göstererek ve rol modeli belirleyerek öğretiliyor, Adventure Time bu sırrı çözmüş. Çocuklara hem iyiliği, güzel davranmayı öğretebilecek, hem de çocukları düşünmeye ve yaratıcılıklarını keşfetmeye yönlendirebilecek, hem de manyaklar gibi eğlendirebilecek bir yapım olduğu için kendi çocuğuma da ileride Adventure Time izletmeyi düşünüyorum. Büyükleri kendine bağlayan da zaten zaman zaman bu mesajlar, biz de The Simpsons'tan, Futurama'dan insanlık dersleri aldık yeri geldiğinde, Adventure Time'dan neden almayalım? Vicdanı, özgürlüğü, seçim yapmanın önemini, birey olmayı, kibarlığı, içten gelen iyiliği (bir bölümde sadece iyilik yapmış olmak için iyilik yapan Finn, dev bir ayağa dönüştürüldü, AKILLI OLUN) ve bilgeliği, daha önce hikayeye ve karakterlere bu kadar iyi yediren bir The Simpsons vardı, o da kendi kulvarında en iyisiydi, Adventure Time'ın karakterleri, The Simpsons'takilerden farklı olarak tek yönlü de değiller. Prenses Çiklet, çalışkan, azimli ve genel olarak kibar bir karakterken aynı zamanda itici bir şekilde kendini beğenmiş, hazımsız ve hırslı. Ama buna rağmen izleyen herkes Prenses Çiklet'in hastası, çünkü çok doğal ve çok "bizden biri." 

 İşte tüm bunlar (ve mahkemenizce re'sen göz önüne alınacak sebepler) nedeniyle (ahah) Adventure Time'ı pamuklara saklayıp ileride çocuğuma izletirken tüm bölümleri unutmuş olup onunla yeniden izlerken yeniden heyecanlanmak istiyorum. Çok seviyoruz ulan, giriş müziğindeki detone bitişten Yumrular Prensesi'ne kadar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (3) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)