31 Aralık 2009 Perşembe

South Park'ı sever misiniz? (Good Times With Weapons)

Şu resmin alınmış olduğu bölümü izledikten sonra sevmemek mümkün değil. Aynı şekilde o bölümü izledikten sonra soğumamak da mümkün değil South Park'tan. Öyle bir çizgi film kendisi.

Sözkonusu bölümde, kahramanlarımız Cartman, Stan, Kyle ve Kenny, uzakdoğu dövüş silahları satan bir dükkandan silah alırlar. Aslında yaşlarının silah almaya müsait olmamasına rağmen türlü yalanlarla istedikleri silahları elde ederler. Silahları da zaten küçük çocuklara birilerine zarar verebilecekleri ihtimali yüzünden satmamaktadırlar fakat bizim çocuklar bunu hiç umursamazlar.

Ellerine silahları aldıktan sonrasında çizgi film iki ayrı şekilde devam eder, normal çizimler gerçek hayatı, anime çizimler de çocukların kendilerini nasıl hayal ettiklerini temsil eder. Onlar artık silahlarıyla birlikte birer ninja, birer savaşçıdırlar. Diğer dört silahlı çocuk düşman çeteleridir, oyuna almadıkları Butters ise (çünkü hem silahı yoktur hem de Butters ninja olamayacak kadar uncool'dur.) evine gider ve o da hayalinde bir çılgın profesöre dönüşür. (Profesör Chaos)

Sonrasında bilin bakalım ne olur:

Bir shruiken gelir Butters'ın gözüne girer, Kenny Butters'ı kör etmiştir.

O ana kadar çok güldüm, animelerle ilgili dalga geçilebilecek her yönle dalga geçiyorlardı, çocukların hayallerinde süren animenin kendine ait yarı İngilizce, yarı Japonca sözleri olan bir şarkısı bile vardı, dış ses çocukların ninja hallerini tanıtıyordu, elemanlar çok tatlı olmuşlardı... Şu şekilde bir Kyle'a asla hayır diyemezdim bütün bölüm izleyebilirdim:



Fakat Butters'ın gözüne saplanan ninja yıldızından sonrası fazla gerçekçiydi, Butters'ın ağlaması, acıyor acıyor diye bağırması, çizimle anlatılsa bile fazla kanlı, fazla sertti. Sonrasında çocukların bu durumla nasıl başa çıkabileceklerini düşünürken "Onu hastaneye götüremeyiz sonra silahlarla oynadığımızı öğrenen annelerimiz bizi döver." diyerek Butters'ın "Hey çocuklar, başım dönüyor." dediği halini görmemeleri, sonra Butters için buldukları çare...

Sevgili Butters'cık (ki aslında South Park'ta sevdiğim karakterlerden biri Butters.) kahramanlarımız tarafından göt korkusuyla bir köpek kılığına sokulur ve veterinere götürülmek üzere yola çıkarılır. Sonra Butters'ı kaybederler, rakip ninja takımı olarak hayal ettikleri diğer çocuk çetesiyle bir savaş yaparlar, olaylar hızla saçmalaşmaya ve Butters'ın durumu çığrından çıkmaya başlar.

İzlerken gerçekten benim midem bulanmaya ve başım dönmeye başlamıştı. Fakat bir o kadar da anime bölümlerde, Yahudiler'le dalga geçilen bölümlerde, Cartman'in bölümün sonlarına doğru görünmezlik gücünü kullanarak tüm kasabanın önünden çırılçıplak geçişinde de gülmekten gözlerimden yaş geldi. Bu yüzden South Park'ı hem seviyorum, hem de bir o kadar sert buluyorum, yapmayın ya hayat bu kadar da sert değil gerçekten, hala bazı değerler var henüz bu kadar çivisi çıkmış değil.


                                                                          ****

Bu bölüm dışında AWESOM-O bölümü üzerinden de bir South Park yazısı yazmayı düşünmüştüm fakat onda bu bölümdeki kadar şiddet veya itici olay yoktu, South Park tam anlamıyla sevilecek bir çizgi film değil bence, çok gülünecek fakat izlerken de sizi çok rahatsız edecek "Eeeeh yok artık!" dedirtecek bir çizgi film.

Ha bu arada yarın gece yılbaşı ve yılbaşından bir önceki yazım South Park'la ilgili bir yazıya denk geldi heheh.

Herkese mutlu yıllar dilerim.

24 Aralık 2009 Perşembe

Grave of the Fireflies


Bir de bazen şımarıklık yapıp hayattan zevk almıyorum ya... Hakkaten çok ayıp.

16 Aralık 2009 Çarşamba

Sims

Hepimiz Aynı Mahallenin Çocuklarıyız adlı blogta Sims'le ilgili bir yazı vardı, onu okuduktan sonra ben de sanırım saykopat düzeyindeki Sims dünyamı ucundan biraz açsam buraya fena olmaz diye düşündüm. (Ki insanlar ne kadar asosyal, takıntılı, manyak olduğumu daha bir iyi anlasın diye evet.)



Herkesin olduğu gibi benim de kendime benzettiğim bir Sims karakterim var halihazırda tek başına yaşayan. Gerçek hayatıma yakın özelliklerde ve isteklere sahip. Gerçek hayatımda yapacağım işi yaptırıyorum kendisine, law business'te yükseliyor adım adım. Bu çok sıkıcı olduğu için, bir tane de Veronaville'de köy hayatı yaşayan bir çift olarak Onur'a benzeyen ve bana benzeyen iki sim'im var. Bunları aynı eve koyarken çift olduklarını belirtmediğim için aynı evde birbirlerine aşık etmek çok zor olmuştu fakat şu an birbirlerine hastalar, devamlı woohoo yapıyorlar, beraber yaşıyorlar, ev ufacık, işleri de bok gibi, kariyer mariyer hak getire.

Strangetown'da bir ara Sonjas evi kurmuştum yazın. Red Sonjas'taki herkese benzeyen beş kız karakteri bir eve tıkmıştım. Yo güzel yaşıyorduk, kavga da etmiyorduk gerçekten. Sıkıldım sonra, o evi başka bir aileye kullandırmak için, "Evi boşaltın, kardeşim geliyor Almanya'dan." dedim kızlara, boşalttılar.

Beatrice ve David adlı çiftim var sonra yaşattığım. Bunlar farklı iki karakterdi, aynı ailede değillerdi fakat üstün çabalarım sonucu çift haline getirebildim ikisini. David Dunne, David Coverdale'in çakması. Dunne soyadı, o aralar Dune Gezegeni'ni okuyor olduğum için. Beatrice de öylesine, neden bilmiyorum açıkçası. Ayrıca David'in soyadı Coverdale'di başta, sonra Beatrice kendisine evlenme teklif ettiği için karısının soyadını aldı. İki de çocukları var, Jack ve Lily.

Bunların dışında... Bir gün kendi karakterlerimin hepsinden de sıkılınca, halihazırdaki Sims karakterlerine de el attım. Şimdiye kadar en uzun oynadığım karakter Don Lothario içlerinden, en zevklisi Don Lothario'yu oynamak benden söylemesi. Alabildiğine çapkın, sporcu, iki kız kardeşle aynı anda sevgili idi. Hayattaki amacı, on kişiyle sevgili olmakmış, ben altıya kadar getirebildim hayatına el atınca kendisinin. Gerçekten çok eğlenceliydi ama, bir kızı arıyorsun geliyor, onu gönderiyorsun diğer kız geliyor, hizmetçi geliyor işi bitince takılalım mı biraz diye soruyor, hizmetçiyi gönderiyorsun diğer sevgilin geliyor onunla uyuyorsun falan. Bu arada sporcusun ve devamlı yükseliyorsun kariyerinde, dünya çapında hayranların var, hayvan gibi para alıyorsun ve birçok arkadaşın var. Ne kıyak işmiş Don Lothario olmak be.



Don Lothario'yu oynarken, tipinden hazzetmemiştim ama. Ben de önce onun tipini değiştirmekle başlayıp, tüm Sims'in hazır karakterlerinin tipini düzelttim bir de. Mesela kocasının ilgisini geri kazanmak isteyen bir karakter vardı, tipi felaketti. "Böyle olmaz anacım, önce gel şu senin saçları kısa kestirelim, sonra sarıya boyatalım..." diye kanına girdim kadının, hop düzelttik tipi. Asi takılan bir kızı vardı bu kadının, siyah rujla falan geziyordu. Onun da rujuna, saçına el attım. Gardrobu olmayan evlere bile gardrop aldım bu aşk uğruna. Şimdi benim Sims dünyamda herkesin tipi benim istediğim gibi.

Ha bir de bol bol hile kullanmıyorum oynarken, sadece ilk başta ev düzenlerken kaç karakterle açmışsam evi, o karakter kadar hile yapıyorum ve o parayla da odaları düzenliyorum, eşya alıyorum.

Sonradan uyandığım bir nokta olmuştu Sims'te, aslında o hazır karakterlerin kendi hikayeleri var, karakterler arasında ilişkiler var, oyunun amacı var. Mesela Veronaville'de iki düşman ailenin çocukları sevgililer, Romeo ve Juliet adları da. Onları bir araya getirmemiz lazım. Pleasantville'de de çok zengin olan Goth ailesinin yaşlı üyesiyle evlenmek isteyen bir orospu var, onu ona başgöz etmemiz; Goth ailesinin çirkin kızı Cassandra'yı da güzelim Don Lothario'ya yamamamız lazım mesela. Strangetown'daki asker babanın oğluna da askeri bir kariyer yapmak lazım falan filan. Don Lothario'nun benim elimin değdiği yeni halini, Cassandra'nın benim elimin değmesinin bile yetmediği çirkin tipine yedirmiyorum şimdilik ama ilk olarak o ikisini evlendirerek bu amaçları da gerçekleştirmeye başlayacağım ilk tatilde.



Evet kendimi şimdi gerizekalı gibi hissediyorum bunları yazıya döktükten sonra. Ha yazıya dökmediğim Sims fantezilerim de var hala ki onlar da bende kalmazsa gerçekten çok acınası hissedebilirim kendimi. :)

14 Aralık 2009 Pazartesi

Alternatif Felaket Senaryosu

2012 adlı filmi izledikten sonra bu senaryo kendiliğinden kafamda oluştu.

High Fidelity'i izledikten sonra John Cusack'a hayran olmuş entelci genç kızlar, 2012'yi izledikten sonra galeyana geliyorlar. Önce lokal çapta kalan isyanlar ve ayaklanmalar, dünyanın dört bir yanından gelen katılımlarla beraber California'ya uzanıyor. Her genç kızın elinde "What've you done John? What the hell was that movie?" yazan pankartlar var. Kimi genç kızlar, daha bir kılıbık ve feminen yapılı olan sevgililerini de getirmişler yanlarında. Herkes messenger nick'inin başına "John, this was a big mistake!" yazıp şemsiye ikonu koyuyor protestonun daha çok kitleye yayılması için. (Şemsiye neden bilmiyorum ben de. İnsan psikolojisi, biri başlatmıştır muhtemelen, senaryomun hala eksik yanları var evet.) John Cusack üzüntüden yemeden içmeden kesiliyor, öyle ki filmden aldığı paranın hepsini kiliseye ve eğitim vakıflarına bağışlıyor, basın açıklamaları ve bu gösterişli bağışlar ise hayranları sadece daha fazla kızdırıyor.

Sonra gün geliyor ve bu kadar çok entelci, dünya sorunlarıyla ilgili geçinen kızın şimdiye kadar hiçbir olay için bu kadar ses çıkarmadığını gören tanrı da yukarda kızmaya başlıyor. "Dur hele," diyor "nereye kadar sürecek bu curcuna?" İki yıl boyunca John Cusack'a duyulan nefret bitmiyor, çığ gibi büyüyerek çoğalıyor hatta, Cusack uyuşturucuya başlıyor ve bir gün evinde ölü bulunuyor. John Cusack'ın ölü bulunduğu günü şenlik ilan etmeye kalkışan entelci genç kızlar, tanrının bardağını taşırıyorlar artık ve 2012'de sırf bu yüzeysellik yüzünden tanrı bizleri cezalandırmaya karar veriyor.

Fuck off John! What the hell have you done?!

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (38) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)