23 Haziran 2011 Perşembe

Fireball: Paketlenmiş Kahkaha!


Fireball, Disney elinden çıkma bir animasyon. Kickapoo Fansub (eski Manga Suyu) ekibi olarak biz buna birkaç ay önce el atmıştık aslında ama ben vizeler, bitirme projesi, finaller derken dün başına oturup hepsini birden ancak izleyebildim. Hepsini birden izlemekten kastım, sanırım yirmi dakikamı falan aldı çünkü bu seride her bölüm 1,5 - 2 dakika sürüyor. En uzun bölümü kamera arkası görüntülerini kapsayan ekstra bölümdü ki o da 3,5 dakikaydı sanırım.

Fireball'un bu kadar kısa sürmesi kesinlikle bir avantaj. Bilim kurgu, aksiyon ve komediyi bir arada yoğuran serilerde bir konu mutlaka geride kalıyor, ya komedisi ağır basıyor ve bilim kurgu öğelerine yeteri kadar ağırlık verilemiyor ya da soğuk, buz gibi, hayranlık verici ama duygusuz bilim kurgu serileri yapılıyor. Fireball o kadar şirin, o kadar komik ve o kadar kısacık ki arkasındaki hikayeye kafa yormanıza gerek kalmıyor, siz kahkahanızı tamamlarken bölüm bitmiş oluyor, o derece. Merkür'de geçen bu seride kahramanlarımız Ojou-sama Drossel von Flügel ile onun hizmetkarı zavallı Gedachtnis (Ya da Sancho Panza, ya da Şiş Kebap, ya da Schadenfraude, ya da Rasputin... Ehehehe!) uzak bir gelecekte, hiç görmediğimiz ama konuşmalardan sezdiğimiz kadarıyla da post-apokaliptik bir dönemde, von Flügel şatosundadırlar ve bütün seri bu şatonun salonunda karakterlerin diyaloglarından oluşmaktadır. Drossel, babasını kaybettikten sonra Gedachtnis ile yalnız kalmıştır ve şatonun yönetimi ondan sorulmaktadır. Bu arada insanlar, şatoyu robotların yönetiminden düşürmek için gitgide yaklaşmaktadırlar. Ah, söylemeyi unuttum sanırım, Drossel ve Gedachtnis birer robot. Ve robotlarla insanlar bir savaş içerisindeler. Elbette ki savaşın neden çıktığıyla ilgili ya da gidişatıyla ilgili bir bilgimiz olmuyor. Bunun yerine sarayda beslenebilecek bir ev hayvanı olarak "kertenkelebek"i, Drossel'in Gedachtnis'in adını hiçbir zaman hatırlayamamasındaki yoğun komediyi, sarayın çatısının akıtmasını ve daha birçok saçmasapan, absürd konuşmayı izliyoruz.

Drossel, şımarık yetiştirilmiş, benmerkezci prenses Disney karakterleriyle o kadar zıt bir karakter ve o kadar onlarla taşak geçer gibi ki onun da Disney elinden çıktığını sıklıkla unuttum. Gedachtnis de bir prensese aşık olup da zamanı gelince ondan karşılık görmeyi bekleyen, bu sırada da "hanımının" söylediği her şeyi anında yerine getiren Disney karakterleri gibi ama onlar kadar itici değil, o kadar saf ve sevimli ki eminim çok seveceksiniz Gedachtnis'i.

Serinin ikinci sezonunun adı, Fireball: Charming ve Kickapoo Fansub olarak onu da çevireceğiz. İlk sezonu buradan indirebilir veya online olarak Facebook sayfamızdan da izleyebilirsiniz. (Facebook sayfamızın linki de verdiğim bağlantıda var.)

Beğenmeyeniniz olursa da mizah anlayışımız ve zevklerimiz sizinle hiç uymuyor demektir, bu kadar da iddialı bir beyanda bulundum hadi bakalım. Eheh.

Not: Fireball'un orijinal dili Japonca. Disney'in Japon kanalı için hazırlanmış olduğundan Japonca olarak yayımlanmış.

2 Haziran 2011 Perşembe

Bazen böyle şeyler yapıyorum.

Hikaye yarışmalarını seviyorum. Yakalayabildiğim yarışmaların çoğuna bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Çoğu kez de zamanı düzgün kullanamadığım için yarışma teslim tarihine kadar bitiremiyorum hikayelerimi, çoğu kez beğenmeyip yarım bırakıyorum. Bazen bitirdiklerim de oluyor.

ElmaAltShift, geçtiğimiz ay içinde, internet sansürlerine dikkat çekmek için alan adı olarak kullanılması yasaklı kelimelerden oluşan hikayeler arası bir yarışma düzenlemişti.
O yarışmaya gönderdiğim hikaye, yayınlanmaya değer ilk on hikayenin içinde. Buradan okuyabilirsiniz. Okurken de o çok muzır bulup yasakladıkları kelimelerin günlük hayatta ne kadar çok kullandığımız ve ne kadar masum kelimeler olduğuna şaşırmak da serbest. Burada bu konu hakkında iki üç cümle söylemiş olduğum için diğer konuya geçiyorum.

Dergi kadrosunda da bulunduğum edebiyat portalı Avalon Edebiyat da zaman zaman kitap ödüllü yarışmalar düzenlemekte. Geçtiğimiz aylarda, kısa hikaye tamamlama yarışması düzenlemişlerdi. Bu yarışmayla ilgili ilginç bir anım da var. Dergi yazarlarının arasında olduğum halde internet sitesiyle ilgili bir yetkim olmadığı için, internet sitesinin düzenlediği yarışmaya benim de katılabileceğimi düşünüp haldır haldır hikaye yazmaya koyulduktan sonra, dergi yazarlarının bu yarışma için jüri olacağını öğrendim. Sonra başka şeyler de planlandı, dergi yazarlarının da aynı hikayeyi değişik şekillerde tamamlamasının şık olacağı düşünüldü de hikayem "boşa gitmemiş" oldu. =) İlk iki paragraftan sonrası benim hikayem. Eh, adım ve soyadımın da bu kadar bariz bir şekilde blogda yayınlandığı ilk gün olarak bugün de kayda geçebilir, sorun da değil. Kimliğimden bağımsız bir şekilde anılarımı isim vermeden anlatmayı seviyordum ama ne de olsa kimsenin canını yakacak anılar yer almıyor.


Bu arada dergi kadrosunda yer aldığımı söylemişken derginin, daha doğrusu fanzinin ilk sayısının kapağını da burada yayınlamayacak değilim elbette. Bu ilk sayıda bir altkültür olarak anime ve mangadan bahsedip bir de daha önce okulumun Fantezi ve Bilim Kurgu Topluluğu'nun "olası 3. dünya savaşının insanların gündelik hayatına etkileri" konulu hikaye yarışmasında birinci seçilen (şey aslında iki kişi arasından birinci seçilen diyelim biz ona, katılımın olmadığı hikaye yarışmasında bana Abdurrahman Çelebi dediler sanırım) Ozzy'nin Ölümü adlı kısa hikayem yayınlanmıştı. İkinci sayı şu an matbaaya hazırlanıyor ve onda da hazırladığım Jules Verne dosyası yer alacak.

Tabii her yazı yolladığım yarışmada takdir almışım yahut istediğim her yerde yazım yayınlanmış gibi görünüyor şu an ne kadar hoş değil mi? Geçen yıl okulumun Hukuk Araştırma Geliştirme Topluluğu'nun düzenlediği hikaye yarışmasına verdiğim öykü, takdir bile alamamıştı. İki yıl önce Türkiye Bilişim Derneği'nin hikaye yarışmasına bir hikaye yazmaya başlamıştım ancak sonra çalışmaya başladığım için o hikayeyi bitirecek direncim kalmamıştı ve son katılım tarihini göz göre göre kaçırmıştım. Aynı şekilde 30 Haziran'da son katılım tarihi olan bir yarışma için yazdığım bir hikaye daha vardı ki ben ona kaçtı gözüyle bakıyorum şu an. Ve bir de ilk görüş aldığım kişi olan sevgilime okuttuğumda onun beğenmediğini gördüğüm pek çok ıvır zıvır yazı da tarihin tozlu sayfalarında yerlerini aldılar bile. Başlıkta dediğim gibi bazen böyle şeyler yapabiliyorum, kendimi zorlayıp da başladığım şeyi tamamlayabiliyorum, sonra takdir görünce de seviniyorum. Keşke nadiren olmasa böyle şeyler, daha çok vaktim olsa da daha çok yapabilsem.

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (3) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (7) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)