21 Eylül 2011 Çarşamba

"Anny, zamanın sunabileceği her şeyi zamandan koparmasını bilirdi. O'nun Cibuti'de, benim de Aden'de kaldığım sıralarda, bir günlüğüne onu görmeye giderdim. Dönüşüme bir saat kalana kadar Anny, yirmi dört saatin yirmi üçünü boş yere harcatmak için bir yığın tatsızlık çıkarırdı. Saniyelerin tek tek geçtiğini insan işte bu son altmış dakikada anlar, duyar. Bu korkunç akşamlardan birini hatırlıyorum şu an. Geceyarısı dönmem gerekiyordu. Bir yazlık sinemaya gitmiştik, ikimiz de umutsuzduk. Ne var ki zamanı yöneten oydu. Saat on birde, asıl film başlarken, tek bir sözcük söylemeden elimi avuçlarına alıp sıktı. Buruk bir kıvançla dolduğunu duydum yüreğimin ve hiç bakmadan, saatin on bir olduğunu anladım. İşte bu andan sonra zamanın dakika dakika akıp gidişini duymaya başladık. Bu kez üç aylığına ayrılıyorduk birbirimizden. Bir ara beyaz perdede ışıklı ak bir görüntü belirdi, bu yüzden salondaki karanlık azaldı, Anny'nin ağladığını gördüm. Sonra tam geceyarısı, son bir kez iyice sıktıktan sonra bıraktı elimi, kalktım, tek bir söz etmeden ayrıldım. En güzeli buydu."

(Jean - Paul Sartre, Bulantı)

17 Eylül 2011 Cumartesi

Fifteen Feet of Pure White Snow



Nick Cave ile ilgili takıntı derecesinde bir hayranlık beslediğimi az çok sezmiş olabilirsiniz, sezdirmemek için bir uğraşım yok zaten, genç kızların Justin Bieber sevgisi gibi abartıyor olabilirim. Ne yapalım tanrı beni de böyle yaratmış.

Bu videoyu keşfettiğimde orada olmak istemiştim. Hatta videoyu ilk izlediğimde sanki çok içmişim gibi midem bulandı. Sanki çok içmişim dans etmişim onlarla, az sonra da tuvalete gidip kusacağım sonra geri gelip dans etmeye devam edeceğim, gecenin sonunda da ter içinde, kusmuk kokusuyla gidip bir yerde sızacağım o mekanda gibi. Ve bu harika bir şeydi. Bundan utanmazdım orada olsam heheh.

Benim kafamda çok güzel bir şey vardır hep, çok hoş bir hayal, çoğu kez müzik dinlerken bu hayal eşliğinde dinlerim. Bir zamanlar müzik yapardım, artık yapmıyorum. Ama birlikte müzik yapmaktan çok zevk aldığım arkadaşlarım vardı. Bunlardan ikisi ilk grubumda, biri sonraki grubumdaydı, biriyle hiç birlikte bir grupta çalmadık, evde bir araya gelip iki klasik gitarla bir şeyler çalar, söyler, zevk için kaydeder, dinleyip gülerdik. Biriyle sadece birkaç kez stüdyoya girdik, ikinci grubuma yardım etmek için bizimle bir süre davul çalmıştı esas davulcumuz şehir dışındayken. Biriyle yine evde bir şeyler çalardık, onunla müzik yapmak da hoşuma gidiyordu ama sanırım onu hiç sevmiyorum. Bir şarkı dinlerken kafamda bir all-star kadrosu oluyor. Birlikte bir şeyler çaldığımız, birlikte çalarken çok zevk aldığımız bütün arkadaşlarımla birlikte o şarkıyı çaldığımızı hayal ediyorum bazen. Sahnede de hayal etmiyorum kendimizi, büyük bir evdeymişiz ya da stüdyodaymışız gibi. Hatta şey gibi. Bir keresinde ikinci grubumla, Red Sonjas'la bir bar programı öncesinde Alsancak'ta boş stüdyo bulamamıştık, bir karışıklık olmuş, randevu aldığımız stüdyo aynı saati başkasına kiralamıştı. Akşam da yine Alsancak'taki bir barda programa çıkacaktık, repertuara yeni eklediğimiz bir şarkıyı mutlaka birlikte tekrar etmemiz gerekiyordu o program öncesi. Etmeden çıkmayı gözümüz yemedi. Bizim program yaptığımız barda da tonmaister ortada yoktu, o olmadan orada prova yapmamız imkansızdı. Bir anda bir mucize oldu ve içimizden biri, aynı sokaktaki başka bir barın sahibini tanıyordu ve biz sırtımızda enstrümanlarımızla kös kös düşünürken onunla selamlaştı. Derdimizi anlattık ona, prova yapacak yerimizin olmadığını, artık birlikte tekrar yapmadan yeni şarkıyı doğaçlama çalacağımızı söyledik. Şarkı da İncelikler Yüzünden'di hatta. Mucize eseri, barın sahibi içeride kimsenin olmadığını, akşam orada da başka bir grubun programı olduğunu ve tonmaister'ın da içeride olduğunu, istersek bir saat kadar o barın sahnesinde prova yapabileceğimizi, üst katı bize bir saat kapatabileceğini söyledi. Sevinç içinde bir saati güzelce değerlendirip şarkıyı birlikte birkaç kez çaldık, sorun yokmuş zaten, hiç birlikte çalışmadan da çalabilirmişiz ama içimiz rahat etti.

Biz orada kendi kendimize çalışırken, içimizden iki kişi sahnede, bir kişi yerde, sahneye karşı bir sandalyede, bir kişi sahnenin yan tarafında, ben de barın ortalarına doğru bir yerdeki iki masayı birleştirip klavyemi üzerine kurarak şarkıyı çalarken, kimse olmadığı için iş yapmaları gerekmeyen garsonlar da bizi izlemeye yukarı çıktılar. Sonra barın sahibi de yanımıza geldi, bizi dinledi. O kadar samimi bir durum oluştu ki, bize orada çalışma imkanı verdikleri için istedikleri bir iki şarkıyı daha çaldık onlara o an, saçmalaya saçmalaya, hemen orada o parçaları çıkararak çaldık, güldük, eğlendik, "Daha isterseniz çalışabilirsiniz," dediler ama onları daha fazla meşgul etmek istemedik, yemek yememiz de gerekiyordu program başlamadan, oradan ayrıldık ve o gün bizim için çok güzel bir anı olarak kaldı, hem paçamızı kurtarmıştık provasızlık gerginliğinden, hem de çok eğlenmiştik, insanlar kendiliğinden bizi dinlemeye gelmişlerdi, "Canlı müzik çalan bir yer olsun, bira da çok pahalı olmasın, Alsancak'a geldik, canlı müzik dinleyelim bari, aa kız grubu çıkıyormuş burda hadi kızları dinleyelim, giriş ücretli miymiş, ne kadarmış ücret, para verdik girerken bari eğlenelim, eğlenmemiz gerekiyor, çok eğleniyoruz haydi," demeden, sadece biz bir şeyler çalıyoruz diye yukarı çıkmışlardı vakitleri boş olduğu için. Ben sanırım müziğimi dinletmeyi böyle seviyordum, sanırım hırslı bir müzisyen olmadığım için zaten kolayca bıraktım iki grubumu da.

Her neyse, kafamdaki o muhteşem hayalde de o barın sahnesinde prova yaptığımız gibi, bu klipteki gibi, birlikte çalmayı sevdiğim arkadaşlarımla, bir yerde, dinlediğim şarkıları çalıyoruz hep. Bunu çok eğlenerek yapıyoruz üstelik.

Bir gün, böyle bir şey yapmayı isterdim. Zaten sevdiğim insanlarla birlikte büyük bir evde yaşamayı da çok isterdim. Hepimiz birbirimize o kadar sıcak davranalım ki, bu klipteki gibi eğlenerek, nasıl göründüğümüzü, ne yaptığımızı umursamayarak dans edelim, içelim, şarkı söyleyelim isterdim yahu. Keşke.

Dün, çok yorgun geldim eve, en yakın dostum olduğunu İzmir'e bu gelişinde keşfettiğim insanı dün İstanbul'a yolladım, biraz daha eksildim böylece. Ve dün hiç ait olmadığımı hissettiğim adliyede, hiç ait olmadığımı düşündüğüm için girmeye korktuğum baro odasından ilan listesini alamamıştım. Adliyede benden sonra fakülteye girdiğini gördüğüm küçük avukatçıkları görmüştüm, koca adliye üzerime gelmişti, anlatamam, anlayamazsınız, bir tek o anladı çünkü o da benden bir gün önce aynı şeyi yaşayıp adliyeden kaçarak çıkmış zaten. Dün deli danalar gibi Alsancak'tan Konak'a yürüdük bunalımımız geçince, ordan Şirinyer'e otobüsle gelip bir de Şirinyer'den önce Heykel'e, sonra Adatepe'ye yürüdük. Yorgunlukla onu uğurlayıp eve geldiğimde mesaj kutumda bir teklif buldum. Yeni bir grup teklifi. Bornova'da bir program yapan, ilk grubumla çaldığım zamanlarda bir defa aynı sahneyi paylaşmış olduğumuz bir grubun davulcusundan, yine ilk grubumdan bir üyenin de içinde olduğu yeni bir grup için, gruptan ayrılacak olan ikinci gitaristin yerine klavyeci olarak gruba dahil olup olamayacağımı soran bir mesaj. Elim ayağıma dolandı. Ben bir kez daha aynı insanlarla müzik yapıp aynı ortama giremem, hayal dediğin şey hayalde kalmalıymış onu anladım. Hayalimin içine edemem kusura bakmasınlar, benim hayalimde kimse kimsenin kuyusunu kazmıyor, hırs yapmıyor, para kazanmak için işçi gibi, insanları verdikleri paranın karşılığını alsınlar diye eğlendirmek için değil, gülümseyerek, severek müzik yapıyor. Biz benim hayalimde aynı evde falan yaşıyoruz, günlerimiz beraber geçiyor ve bu insanların bir kısmıyla müzik yapıyoruz. Gerçek hayatta birbirimizi provalar ve programlar dışında görmeyeceğimiz, birbirimizin yanlışlarını örtmek yerine birbirimizin yanlışlarından zevk alacağımız ("Ben bu programda en iyi çalandım valla, hiç hata yapmadım ama o yaptı, iki kere yanlış yerde girdi, hemen söyleyeyim de bir sonraki programda dikkat etsin ona...") için, kendi hayalimi kendi ellerimle öldüremem.

Çok özledim bir grubun bir parçası olmayı. Ama yapamam.

Hayallerde yaşıyor çünkü bazı ipneler, ben de onlardanım. Biz hayalimde yine "Raise your hands up to the sky" sözleri geldiğinde Nick Cave dansı yapalım hep birlikte, gülelim eğlenelim, cool görünmeye çalışmayalım, insanları eğlendirmeyelim de kendimiz eğlenelim.

Gerçi nereye eğleniyoruz ki, gidiyorlar İstanbul'a birer birer. Gitmeseler bile birlikte yaşayamıyoruz, herkesin dertleri var, herkes dertli, herkes işsiz, herkes hasta, kimse iyi değil. İyi olamıyoruz daha, önce iyileşelim, eğlenmek sonra da olur, dert değil.

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (3) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (7) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)