23 Haziran 2012 Cumartesi

"Öyle. Ama ben başka türlü de düşünürüm. Düşünürüm ki, dünyadaki en güzel şey, her zaman, içinde neşeden başka üzüntü ya da korkunun da olduğu şeydir...


...Onun için herhangi bir yerde gece vakti bir havai fişek atılmasından daha güzel bir şey düşleyemem. Onda mavi ve yeşil ışık kürecikleri vardır. Bunlar karanlıkta yukarı doğru yükselir ve tam en güzel anlarında küçük bir eğim yapıp söner. Ona durup bakıldığı zaman önce bir sevinç, aynı zamanda da hemen bitecek diye bir korku duyulur: Bu iki duygu da birbirine bağlıdır ve bunun bitmesi uzun sürmesinden daha güzeldir, öyle değil mi?"


...




Knulp derdi ki: "Herkesin ruhu kendinindir. Kimse ruhunu başka bir ruhla karıştıramaz. İki kişi buluşabilir, birbiriyle konuşabilir, birlikte olabilir, ama ruhları çiçekler gibidir, herbiri kendi bulunduğu yere kök salmıştır, hiçbiri öbürüne varamaz, varmak isterse kökünden kopması gerekir. Bunu da yapamaz. Çiçekler kokularını ve tohumlarını çevreye saçarlar çünkü birbirlerine ulaşmak isterler, ama bir tohumun konması gereken yere varması için çiçek bir şey yapamaz, bu rüzgarın işidir, o nasıl isterse, nereden isterse öylece gelir, eser, gider."


Biraz sonra da: "Sana anlattığım düşün anlamı belki de budur," dedi. "Ben ne Henriette'ye bilerek haksızlık ettim, ne de Lisabeth'e. Ama bir kez her ikisini de sevip kendime mal etmek istediğimden, ikisi de benim için birbirine benzer görünen ama bunlardan hiçbiri olmayan bir düş hayali oldular. Hayal benimdi, artık hiçbir canlılığı kalmamıştı.
Annemle babam için de genellikle böyle düşünmüşümdür. Onlar benim kendi çocukları ve dolayısıyla da onlar gibi olduğumu düşünürler. Ama ben kendilerini sevsem de, yine onlar için anlayamayacakları, yabancı bir insanım. Onlar benim için, hele benim ruhum için en önemli olan şeyi ikinci derecede bulurlar, onu benim gençliğime, geçici hevesime verirler. Bununla birlikte beni severler ve iyiliğim için her şeyi yaparlar. Bir baba çocuğuna burnunu, gözlerini, hatta aklını bırakabilir, ama ruhunu veremez. Ruh her insanda yenidir."


Bunlara diyecek bir sözüm yoktu.




Knulp,  Hermann Hesse

11 Haziran 2012 Pazartesi

Format ve Melancholia

Bilgisayar formatlamanın melankolik bir iş olduğunu yazsaydım beni tanıyan arkadaşlardan beni vurmalarını rica ederek bitirmem gerekirdi. O kadar da uzun boylu değil. Bilgisayar formatlamaktan daha saçma ama daha melankolik bulduğum birçok şey sayabilirim ancak her zaman steampunk'ın cyberpunk'tan daha melankolik olduğunu düşünmüşümdür, bilgisayar formatlamak cyberpunk, üzgünüm.

Bilgisayarım ilk formatıyla karşı karşıya kaldığında yedeklenecek dosyaların içinde pek çok Word dosyası da vardı. Bu yazı da Belgelerim'den çıktı, arkadaşlarımızın varlığını bile unutmuş olduğum bir projesi için geçen yıl yazmıştım. Belli bir amaçla yazılan bir şeyin o amaca ulaşmamış olmasını çok acı verici buldum, oyun, anime, albüm ve sinema filmlerini tanıtan bir sitede yayınlanacaktı bu yazı, bilgisayarım Nautilus'un Belgelerim klasöründe uyutulmuş. Yayınlanmak için yazıldıysa yayınlanacak.

Buraya bir daha ne zaman yazabileceğimden de emin değilim, çok boş bırakmamak lazım, en azından Melancholia yazısı okur uğrayanlar. İsmiyle müsemma derler ya. Yoo dostum yo, melankolik olan formatlama işlemi değil, benim. Benim ikinci bir adım olsaymış, Melankoli olmalıymış... derken bile aklımda bununla ilgili onlarca kelime oyunu ve gülebileceğim yüzlerce saçma şey var. Venüs'ün geçişi bana yaramadı diyelim ve bu bahsi burda kapatalım, ölü doğan bir site için yazdığım Melancholia yazısı:




MELANCHOLIA, LARS VON TRIER





Melancholia, Lars Von Trier’in gösterimlerde olan ve Kirsten Dunst’a Cannes Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülü getiren son filmi. Film, Türkiye’de Filmekimi kapsamında gösteriliyor ve hem Lars Von Trier izleyicisinden hem de yönetmenle ilk kez tanışanlardan genellikle beğeni topluyor.

Filmde Justine ve Claire adında iki kız kardeşin hayatına dahil olurken aslında dünyanın sonunu izliyoruz, Lars Von Trier’in Antichrist’ten sonra yine birlikte çalıştığı Charlotte Gainsbourg’un oynadığı Claire karakterine yakın bir bakış getirdiği, yine Claire adlı ikinci sekansla birlikte, Melancholia adlı gezegen de filmde dahil oluyor.

İlk Bölüm: Justine ve Mahvolan Bir Düğün

Justine (Kirsten Dunst), filmin açılış sahnesinde müstakbel eşi Michael (Alexander Skarsgard) ile birlikte bir kır evine doğru yol almaktadır. Düğün için kiralanmış ancak sapa yollarda manevra kabiliyeti olmadığı için genç çifti yolda bırakan limuzin bile Justine ile Michael’in keyfini kaçıramamakta, günlük güneşlik bir havada, gelinliği içinde gülümseyen Justine’in mutluluğu seyirciye yansımaktadır. Düğüne geç kaldıklarının farkında olmasına rağmen bu durumdan bile gülünecek bir şeyler çıkarabilen, hayat dolu ve aşık Justine rolünde Kirsten Dunst’ı alışkın olduğumuz sevimli, enerjik, keyifli bir halde görürüz.

Sonunda düğünün yapıldığı yere varabildiklerinde neden geç kaldıklarını sorgulayan kontrol takıntılı kız kardeşi Claire bile Justine’in keyfini kaçıramaz. Düğün için ne kadar para döktüklerini film boyunca birkaç kere tekrarlayacak olan Claire’in eşi John (Kiefer Sutherland), iki kız kardeşin sevimsiz ve patavatsız anneleri Gaby (Charlotte Rampling) ve huzursuzluk yaratmak için hazır bekleyen diğer insanlar ve ayrıntılar, Justine’in umrunda değil gibi görünmektedir. Ancak parti başlamadan önce içeri girerlerken başını yukarı kaldırıp parlak bir yıldıza bakan Justine, o andan itibaren dakika dakika kendini kötü hissetmeye başlayacaktır.

O kadar ki herkes pastanın kesilmesini beklerken duşa girecek, dekorasyondan huzursuz olacak, pek sevgili müstakbel eşinin kendileri için almış olduğu ve büyük bir heyecanla kendine gösterdiği arazinin fotoğrafına sadece göz ucuyla bakmakla yetinecek, herkes eğlenir ve dans ederken ortalıktan kaybolup çimlerde boşaltım ihtiyacını giderecek, hatta eşiyle ilk gecenin büyüsüne dahil olamayacak ve kendini hava alma bahanesiyle dışarı atıp eşini aldatacaktır... Biz seyirciler, Lars Von Trier’in hikayeye bizi etmek istediği kadar dahil olduğumuz için, Justine’in girdiği ruh halini “gelin vandalizmi, şımarık gelin sendromu, rahat batması” gibi ifadelerle yorumluyor ve ani ruh hali değişimlerine ayak uyduramıyoruz ki düğün sekansı yükselip Justine’in düğüne konuk olan patronuyla tartışıp işinden istifa etmesi ve eşinin düğün gecesi kendini terk etmesiyle son buluyor.

İkinci Bölüm: Claire ve Dünyanın Sonu

İlk bölümde eşini ve işini kaybeden, ağır bir depresyona ve hatta fiziksel bir çöküşe saplanan, düğünde başlayan fiziksel şikayetleri gitgide artan ve yalnız kalamayacak hale gelen Justine, ikinci bölümde kız kardeşi ve ailesinin yanına taşınıyor. Böylelikle biz de Claire’in kaygılarına ve düzen/kontrol saplantısına dahil olmaya başlıyoruz. Filme adını veren gezegen Melancholia’nın hikayesi de ikinci bölümde başlıyor.

Melancholia, mavi, büyük bir gezegen. Film, Melancholia hakkında çok fazla ansiklopedik bilgi vermese de dünya üzerindekiler için bilinen gerçek, Melancholia’nın çok yakınlarından geçeceği. Bilim adamları, Melancholia’nın Dünya’ya çarpmayacağını söyleseler de halk üzerinde ciddi bir panik vardır, bu gezegenin kesinlikle Dünya’ya çarpacağını iddia eden internet siteleri kurulmuştur, insanlar bilim adamlarına ve iyimser açıklamalara güvenmemektedir. Tüm bu korku ve kaosun (ki filmde sadece iki kadının hayatına dahil olduğumuz için kaosu kesin olarak göremesek de Claire’in yaptığı internet aramalarında Melancholia’ya adanmış kıyamet habercisi internet sitelerini görmekteyiz,) ortasında Claire, eşi, küçük oğlu ve evdeki yardımcılarıyla birlikte bir çiftlikte yaşamaktadır. Aralarına Justine’in de katılmasıyla Claire ve ailesinin de düzeni bozulmuştur, Justine’in hayatı alt üst olduktan sonra ruh hali de her şeyden çok sevdiği atına gereksiz şiddet uygulayacak kadar değişmiş, yeğeninin kendisiyle oynama çabalarını, kız kardeşi ve eşinin endişelerini görmezden gelmeye başlamış, kendini kelimenin tam anlamıyla kaybetmiştir.

Claire, bu olanların kontrolünü elinde tutamadığı ve Melancholia’nın Dünya’ya çarpacağını düşündüğü için gerginlik içindedir. Bir gece Justine’in çırılçıplak dışarıya çıkıp Melancholia’ya karşı uzanıp büyük bir dinginliğe kavuşmasına şahit olunca hem Justine için endişelenmeye, hem de olan bitenle ilgili kaygılarını kontrol edememeye başlar. Lars Von Trier, Antichrist’ta da Charlotte Gainsbourg’u doğada çırılçıplak bırakmıştır, kadının doğayla birleştiği zaman doğanın hissettiklerini hissedebileceğini izleyiciye göstermeyi sever... Ve Justine de o geceden sonra dinginliğe kavuşur.

Düğün sekansında bir ayrıntı vardır, her konuk içeri girmeden önce bir vazonun içine fasulye taneleri bırakır ve gecenin sonunda vazoda kaç fasulye olacağıyla ilgili bir tahminde bulunur. Düğün mahvolduktan ve konuklar ayrılmaya başladıktan sonra Claire düğün sahibi olarak etrafta son komutları verip son kontrollerini yaparken tesadüfen gece boyunca birikmiş fasulye sayısını öğrenir. Justine’in “doğayla birleştiği” geceden sonra ablasına her şeyin bilincinde olduğunu, onun her şeyi kontrol edemeyeceğini söylediği bir sahnede fasulyelerin sayısını söylemesi de filme katılmış bir falcı sosu, bir kahinlik anı olsa gerek. Lars Von Trier’in kadim güçleri filmlerine yedirmeyi sevdiğini de biliyoruz.

Justine’in gitgide sakinleştiği, Claire’in bocalamaya, her şeyi kontrol altında tutmaya çalışırken kendi kontrolünü yitirmeye başladığı anlarda film boyunca gizemini koruyan Melancholia, film boyunca sadece düğüne ne kadar harcama yaptığını tekrarlayarak gezen Claire’in eşiyle birlikte elele vererek adına yakışan bir şekilde atmosfere büyük bir melankoli yaymaya, panik, kaygı ve kabullenmeyle ilgili bildiğimiz her şeyi “Ya biz orada olsaydık?” sorusuyla unutturmaya başlayacaktır.




Son Söz: “Teyzemin Güvenli Sığınağı” ve Kıyamet

Filmi izlemeyi düşünenler için, ayrıntılı incelemeyi burada bırakıp filmin sonunun mutlaka görülmesi gereken film sahnelerinden olduğunu söyleyerek incelemeye son vermeliyim. Ancak Lars Von Trier’in, filmle bana hatırlattığı kişisel bir anektod eklemek istiyorum. Son sahnelerde, Claire, kendini o kadar kaybeder, kaygısının içinde o kadar kaybolur ki oğlunun da kendisi kadar korktuğunu bile görmemeye başlar. Hepimizin çocukken zorunlu olarak aldığımız din derslerinde, çok merak ettiğimiz şeyleri bire bin katarak cevaplamaktan büyük bir zevk alan bir öğretmenimiz vardı. “Kıyamet günü nasıl bir gün olacak?” sorusuna verdiği cevap on beş yıl sonra bile aklımdaymış, filmi izlerken hatırladım: “Kıyamet günü öyle bir gün olacak ki anneler çocuklarını unutacaklar, kendi canlarının derdinde koşacaklar, herkes kendini kurtarmaya çalışacak, en yakınlarınız bile kendi canları pahasına sizi her şeyin son bulduğu günde tek başınıza bırakacak...” derdi. Claire’in unuttuğu oğluna güven vermek, her şeyin bilincinde olup da büyük bir kadercilikle kabullenen Justine’e düşer ve filmin gerçekten filmden bağımsız olarak bile sanat eseri niteliği taşıyan açılışında da gördüğümüz üzere ikisi birlikte çok güvenli bir sığınak yapmaya koyulurlar. Lars Von Trier’in büyük bir hayranı sayılmam ama izlediğim sayılı filmleri içinde en beğendiğim filmi Melancholia oldu, sadece açılış ve son sahnesi için bile izlenmesini tavsiye edebileceğim bir film, izleyeceklere iyi seyirler dilerim.







Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)