26 Aralık 2013 Perşembe

2013'ün İyileri

Her yerin listelerle dolup taştığı, ülke gündeminin hepimizi gelişmeleri her an takip edebilmek için internet sekmeleri arasında gezinmeye kilitlediği bugünlerde geçen yıl yaptığımız gibi bu yıl da en beğendiğimiz şeylerin listelerini yapalım ki "Ne olmuş, bir gelişme var mıymış?" diye gezinirken oyalanalım.

Kitaplar


(Öncelikle hatırlatayım, 2013 yılında basılan en iyi kitaplar listesi değil, benim 2013'te okuduğum en iyi kitaplar listesi olmaktadır, hatta tüm listeler bu mantıkla oluşturulmuştur.)



Ursula K. Le Guin - Her Yerden Çok Uzakta: https://eksisozluk.com/entry/32527396


Alan Moore - Watchmen: https://eksisozluk.com/entry/32670290


Rainer Maria Rilke - Bütün Hikayeleri: Şair kimliğiyle daha çok bilinen Rilke'nin kısa öyküleri de çok güzelmiş, ben de öyküyü şiire tercih ettiğimden çok beğendim, İthaki Yayınları bu antolojiyi olması gerektiği gibi kronolojik olarak toparlamış, yıllar geçtikçe Rilke'nin öykücülüğünün nasıl geliştiği de incelenebiliyor, her bakımdan tatmin edici bir öykü derlemesi.

Barış Bıçakçı - Sinek Isırıklarının Müellifi: Kısacık bir romanın ne kadar uzun etki edebileceğini, okuduğumdan beri evde herhangi bir ev işiyle uğraşırken dönüp dolaşıp romanı anmamla belirtebilirim.


Ahmet Hamdi Tanpınar - Huzur: Nasıl da güzel bir romandı, Türk edebiyatı klasiği, okumamış olan varsa şiddetle öneririm.



Dostoyevski - Beyaz Geceler: Bu da kısacık bir roman, uzun öyküden hallice, sonunda "Aaa neden öyle oldu ki şimdi?!" dedirten cinsten.



Ursula K. Le Guin - Uçuştan Uçuşa: Aşırı güzel bir "başka dünyalar" derlemesi. 


Ketil Björnstad - Müzik Uğruna: Norveç'te geçen bir kendini bulma hikayesi, genç Aksel'in piyano aşkıyla ilk aşkı arasında geçen hüzün ve zorluk dolu hayatı.

John Updike - Tavşan Kaç: Pek güzel bir kaçış öyküsü, evlilik ve din eleştirisi.

Andre Breton - Nadja: Haha bu kitabı sırf daha önce okuduğum hiçbir şeye benzemediği ve başında sıkılmama ramak kalmışken sonrasında nasıl bitirdiğimi bile anlamadığım için bile sevdim, gerçeküstü bir üslupla ilginç bir aşk öyküsü.

2013'te toplam 87 kitap, çizgi roman ve manga okumuşum, en şiddetle sevdiklerim bunlardı. Diğerlerine de önemli olanın katılmak olduğunu hatırlatıp bir sonraki kategoriye geçiyoruz.

Filmler


The East: http://www.imdb.com/title/tt1869716/?ref_=nv_sr_1 Özellikle dünyayı değiştirmek isteyenlerin, eko-anarşistlerin, ya da sadece Alexander Skarsgard severlerin sevebileceği bir filmdi. Fakat yetenekli hanımkızımız Brit Marling, yazımına katkıda bulunduğu senaryoların sonlarından pek hoşlanmıyor olsa gerek.

Lagaan: Once Upon A Time In India: http://www.imdb.com/title/tt0169102/?ref_=nv_sr_1 Eğer sevgilim bu filmin konusunu bana kısaca anlatmış olsaydı, bu filmi asla izlemezdim çünkü konusunun saçmasapan bir komedi filmini özetliyor olması ile bu filmin muhteşemliği arasında hiç alaka yok. Hint sinemasının müzikal kısımlarına katlanabiliyorsanız bu dram, sınıf ayrımcılığı mücadelesi, komedi ve aşk unsurlarının hepsini de çok güzel, çok tadında içeren filmi kaçırmayın. Ayrıca yeni yeni fark ettim ki gizli bir Aamir Khan fan grubu oluşmuş, takdir ediyor ve destekliyorum.

The Life Aquatic With Steve Zissou: http://www.imdb.com/title/tt0362270/?ref_=nv_sr_1 Moonrise Kingdom hayal kırıklığından sonra bir Wes Anderson filmine daha şans vermemin elbette en büyük sebebi Bill Murray'di. (Sevgilimin bu filmi izlemeye başlamadan önce dönüp "Seninle tanışmadan önce Bill Murray'i eh işte derecesinde seviyordum, seninle birlikteyken sayende adam en sevdiğim aktörlerden biri oldu," dediğini de belirtip Bill Murray'in oynadığı her filmi zamana yayarak izlediğimi, izlemediğim filmlerini bitirmemeye uğraştığımı ve ne zaman onun oynadığını bilmeden bir filmi izlemeye başlasam ve karşıma sürpriz olarak çıksa yanağından öpüverecek kadar sevindiğimden de bahsetmek istiyorum.) Bu kez Wes Anderson'u kutladık, hatta Sigur Ros'tan Staralfur çalmaya başladığı zaman (Adını bildiğim ve tanıdığım ama yine de sevmediğim iki Sigur Ros şarkısından biriydi tesadüf bu ya,) Sigur Ros'u bile sevebileceğimi fark ettim. Sadece Staralfurgilin bulunduğu albüme karşı önyargımı biraz yıkıyorum, bu da müzik kısmının konusu, film güzel.

Mystic River: http://www.imdb.com/title/tt0327056/?ref_=nv_sr_1 "Clint Eastwood herhalde Sean Penn'e 'Benim gibi oyna,' demiş," diyerek özetlesek ve oyunculukların çok abartılı olduğunu gözardı edemesek de çok sevdiğimiz filmlerden biri de Mystic River oldu, şahsen ayı gibi oynamışlar diye özetleyebilirim ama bu iyi bir şey mi, kötü mü bilemem.

Die Welle: http://www.imdb.com/title/tt1063669/?ref_=nv_sr_1 Bu filmi Das Experiment'e çok benziyordur diye izlemek istememiştim fakat "aynı filmi izleme" korkum boşaymış, muhteşem çıktı.

The Machinist: http://www.imdb.com/title/tt0361862/?ref_=nv_sr_1 Christian Bale'in zayıflığı dışında hiçbir şey bilmeden başladığım filmde sürekli olayı çözmeye çalışmaktansa filme odaklanacağım kadar güzel bir sanat yönetmenliği vardı, bir "gizem" filmine kendimi bu kadar kaptırdığımı ve olayı çözmeye çalışmadığımı hatırlamıyorum.

Suspiria: http://www.imdb.com/title/tt0076786/?ref_=nv_sr_1 Sürekli izlemeyi düşünüp de sürekli ertelediğim filmlerden biriydi, nasıl güzel sahneler, nasıl güzel müzikler vardı, renklerin muhteşemliği, konunun o zamanlar el değmemişliği sonunun hızlıca geçiverilmesinin eksikliğini kapatıyor. Bu tarz filmlerde o dönemde kan kullanılması gerektiğinde kan renginden farklı olsun diye bilerek açık renk sıvı kullanıldığını okumuştum daha önce bir yerlerde, bu yüzden her açık pembe kan gördüğünüzde de gülmeyin aman diyeyim, çok fazla kan görülüyor ve eğer o dönemde bu sahneler gerçekçi yapılsaymış insanların sinema salonundan ağızlarını tutarak çıkmaları işten değilmiş.

Gravity: http://www.imdb.com/title/tt1454468/?ref_=nv_sr_1 Bu film tam benim uzay merakımın arttığı dönemde sinemalara geldi, belki o yüzden çok fazla beğendim ama çok güzeldi yahu.

Le Concert: http://www.imdb.com/title/tt1320082/?ref_=nv_sr_1 İzlediğim en güzel filmlerden biri oldu.

Rebecca: http://www.imdb.com/title/tt0032976/?ref_=fn_al_tt_1 Bu filmi, Selin, Melda ve Gamze'yle kurduğumuz küçük film kulübümüz dahilinde izlemiştik, Hitchcock haftasında. Fakat film kulübümüzün kendiliğinden fesholması?

Mama: http://www.imdb.com/title/tt2023587/?ref_=nv_sr_1 Bir korku filminden beklediğim her şey bu filmde vardı, güzel bir senaryo, inandırıcı karakterler, kasvetli bir ortam, seslere dayalı bir korkutuculuktan çok güçlü bir hikaye...

Interstate 60: Episodes of the Road: http://www.imdb.com/title/tt0165832/?ref_=nv_sr_1 Bu filmi sevgilim ve çok eski bir ortak arkadaşımızla birlikte kendimize saklamayı düşünüyorduk, birilerinin "Abiii mutlaka izle!" diye gazlamasıyla değil de hiçbir beklentiniz yokken, hakkında hiçbir şey bilmeden açıp da sonunda büyük bir memnuniyetle sırıttığınızda değerini anlayacaksınız çünkü muhtemelen, konusundan da bahsetmeyeyim ama herkesin bu filme yolu bir gün düşer umarım. :3

Dokuz: http://www.imdb.com/title/tt0342012/?ref_=fn_al_tt_1 Bu filmi daha önce izlememiş olduğum için üzülmüştüm, hatta keşke fakültedeyken izleseydim.

Sporloos: http://www.imdb.com/title/tt0096163/?ref_=fn_al_tt_3 Sevgilimin bulduğu harika filmlerden, iki genç sevgilinin huzurlu tatil arayışının içlerinden birinin ortadan kaybolmasıyla bambaşka bir hikayeye dönüşmesi. 

Notes On A Scandal: http://www.imdb.com/title/tt0465551/?ref_=nv_sr_1 Bu film yüzünden Judi Dench'i yolda görsem yolumu değiştiririm. Fakat bu filmin bu kadar dolu bir film olacağını da beklemeden izlemeye başlamıştım, çok güzel şaşırttı. Malum Hollywood bir ara da olanaksız aşkların ekmeğini yiyordu, öğretmen - öğrenci aşkını yüzeysel yüzeysel anlatacaklar sanıyordum ki meğer roman uyarlamasıymış ve oyuncular da çok iyi oynayınca sonuç çok güzel olmuş.

Le Magasin Des Suicides: http://www.imdb.com/title/tt1655413/?ref_=nv_sr_1 Animasyonların hepsi de insana mutluluk katsın, çocukları şenlendirsin diye yapılmıyor biliyorsunuz.

The Bridges of Madison County: http://www.imdb.com/title/tt0112579/?ref_=nv_sr_1 Hem Meryl Streep'i, hem de Clint Eastwood'u sevip bu filmde birbirlerine aşık oluşlarını izlemek paha biçilemez olsa da kalp kırıcı bir hikayeye sahip müthiş filmlerden.

Okami Kodomo No Ame To Yuki: http://www.imdb.com/title/tt2140203/?ref_=nv_sr_1 Animeler de sırf Studio Ghibli elinden çıkmıyor biliyorsunuz. (Bu filmi izlerken de sevgilimden gelen yorum cidden düşündürmüştü: "Bu filmi bu ülke televizyonlarında yayınlayamazlar mesela, üniversitede aynı evde yaşayan bir çiftin evlilik dışı çocuğu falan var.")

Stoker: http://www.imdb.com/title/tt1682180/?ref_=nv_sr_1 Bu filmi de aman çok entelektüel Chan-wook Park hayranları beğenmediler, Hollywood işi yapmışmış ahah hastasıyım boş elitizmin, mükemmel filmdi.

La Double Vie De Veronique: http://www.imdb.com/title/tt0101765/?ref_=nv_sr_1 Bu filmi ise neden beğendiğimi bile açıklayamıyorum, aslına bakarsanız olması gerekenden çok uzun ve çok durağan denilebilecekken bir şey var ki bu filmde, çok sevdiriyor kendini.

Le Roi Et L'oiseau: http://www.imdb.com/title/tt0079820/?ref_=fn_al_tt_1 Animasyon, 1980 yapımı. Bilindik bir çocuk hikayesi, başka bir bilindik çocuk hikayesiyle karıştıktan sonra yine birtakım progressive olaylar sonucunda sınıf ayrımcılığına karşı bir duruş sergileyip muazzam bir hale dönüşüyor, çok seviyorum Fransız animasyonlarını.

Seven Psychopaths: http://www.imdb.com/title/tt1931533/?ref_=nv_sr_1 Sam Rockwell sevgimiz ve biz.

Life of Pi: http://www.imdb.com/title/tt0454876/?ref_=nv_sr_1 Bu filmi sinemada izlememiş olmak, pişmanlıklarımdan biri.

Pafekuto Buru: http://www.imdb.com/title/tt0156887/?ref_=nv_sr_1 Sevgili Satoshi Kon'un şimdiye dek izlediğim en iyi animesiydi bu, Black Swan'la karşılaştıranlar çok, bence de epey benzer bir hikaye ama hikayeden çok Black Swan'ın sanat yönetmeni muhtemelen Satoshi Kon'u pek seviyormuş, üç dört sahne, aynı açıyla, aynı renklerle, aynı şekilde düzenlenmiş.

Bu yıl izlediğim zilyon filmden en sevdiklerim bunlarmış, Filimadamı'nda son bir yıldır film listeme eklediklerime bakarak çok sevdiklerimi yazdım, mal gibi hiçbiri de 2013 filmi değil diyecektim ki The East, Gravity ve Stoker var imiş. (Oley güncel sinema izleyicisi oldum hahah!)

Müzik


Bu konuda "indie" müziğe atıp tutmalarım sonrasında Beirut ve Midlake sevgime eklenen Lisa Hannigan ve onların açtığı yolda içeri buyur eden tüm gruplar nezdinde indie folk'tan özür diler, yine de hala birbirinin aynısı olan milyon tane albümle ve "Kimsenin dinlemediği şeyleri dinliyor olayım"cılarla dalga geçme hakkımı saklı tutarım. 

Bu yıl da her yıl olduğu gibi pek çok güzel keşfim oldu, önyargılı olduğum kimi gruplara bir daha bakınca onları sevebildiğimi fark ettim, çok sevdiğimi sandığım kimi grupları dinlemek aklıma bile gelmedi, olur bunlar, müzik zevki faşist bir şey değil sonuçta.

Fakat hepsinden tek tek bahsedemeyeceğim kadar çok oldukları için sadece Last.fm yardımıyla bu yıl en çok dinlediğim şeyleri yazacağım, yoksa zaten benim keşiflerim de düzenli olarak New Album Releases, Progarchives falan takip eden, müzikle az çok ilgilenen herkesin keşfettiği şeyler. Ha, kişisel keşiflerimden en iyileri Van Der Graaf Generator'ün kurucusu ve en önemli ismi Peter Hammill'in kendi albümlerini de bol bol dinlemiş olmam, Kerrs Pink ve Kraan. Bunlar "İleride de hep dinlenecekler," kategorisine gittiler beynimde.

Bu yıl en çok dinlediğim gruplar ve şarkıcılar şöyleymiş: Lisa Hannigan, Pearl Jam, Tori Amos, The Beatles, David Bowie, Sufjan Stevens, Camel, Queens of the Stone Age, Nick Cave And The Bad Seeds, Peter Hammill. Bu listeden Pearl Jam, David Bowie, QOTSA ve Nick Cave And The Bad Seeds zaten bu yıl yeni albümleri gelen gruplardı, Nick Cave And The Bad Seeds dışındakilerin albümlerini çok beğendim, Push The Sky Away'i ise KCRW kayıtlarını daha iyi beğendiğim şarkılar barındırıyor olduğu için sevmedim. Albüm versiyonları, canlı versiyonlarından çok kötü lan şarkıların. Bu ilk ona girememiş olsalar da Deep Purple'ın yeni albümü Now What'ı ve Black Sabbath'ın 13!'ünü de beğendim ama aslında Black Sabbath'ınkini şaşırtıcı bir şekilde çok az dinlediğimi fark ettim. Ayh yaşımız ilerlemiş resmen hard rock ve heavy metal'den uzaklaşmışız a aa çok ayıp.

En çok dinlediğim şarkıların bir kısmı da şöyleymiş: Nowhere To Go (Lisa Hannigan, bu şarkıyı piyanolarını ve kemanlarını çıkarmak için çok fazla dinlemiştim sanırım) ve Mother's Journey (Yann Tiersen) en çok dinlenenler, malum ikincisi Gezi direnişinin gizli marşlarındandı. The Vampyre of Time And Memory de QOTSA albümünün en sevdiğim şarkısıydı, o da bu yıl en çok skropladığım şarkılardanmış. Breakfast In America (Supertramp), Ain't That A Bitch (Aerosmith), Silent All These Years (Tori Amos), All I Need (Air), Lover, You Should've Come Over (Jeff Buckley), The Dancer (PJ Harvey), Ticket To Ride (The Beatles değil de Vanilla Fudge, NEDEN?), Train Song (Vashti Bunyan), As I Sat Sadly By Her Side (Ayh artık kişisel marşım olmuş canını sevdiğimin şarkısı), Elephant Gun (Beirut), Love Boat Captain (Pearl Jam), Rainmaker (Iron Maiden).

Kimi benden beklenmeyecek kadar az dinlediğim müzik türleri glam rock, heavy metal ve hard rock olurken kendimi şaşırtacak kadar çok dinlediklerim de indie folk ve kelt müziği olmuş, allahın işine karışılmaz!

Diziler


Geldik yine en aklıma pek bir şeyin gelmeyeceği fakat yine de inatla atacağım başlığa. İyi bir dizi takipçisi değilim/değiliz ve sevgilimle birlikte yemek yerken izlediğimiz The Simpsons ve bulaşık yıkarken izlediğim Gilmore Girls dışında düzenli olarak takip ettiğim/ettiğimiz hiçbir dizi yok, bağlanamıyoruz, dizi mezarlığına dönüştürüyoruz ortamı. Yine de deneyeyim, başlayıp yarım bıraktığım dizilere listenin başından giren Hannibal'ı alkışlıyoruz. Melda'nın Mads Mikkelsen aşkı sağ olsun, o kadar çok Mads Mikkelsen yüzü gördüm ki hayatım boyunca bir daha adamın yüzünü görmesem eksiklik hissetmeyeceğim, diziyi de "E bu dizide HİÇBİR ŞEY OLMUYOR, Türk dizisi gibi lan!" diyerek yarım bırakıp uğurladım. Yeni sezonunda David Bowie'nin de diziye katılacağı söyleniyordu, katılsın, bir daha düşünürüz. Game of Thrones'u bu yıl izledik mi izlemedik mi onu bile hatırlamıyorum, Red Wedding direniş günlerine denk gelmişti değil mi, demek ki izlemişiz, onu bile doğru düzgün sevmiyorum, geçen gün Eren en sevdiğimiz karakterlerle ilgili bir tweet yazdığında, en sevdiğim karakterlerin BİLE adlarını hatırlamadığımı fark ettim. The Walking Dead, sırf sorumluluk hissiyle ve gönül bağıyla devam ettiğimiz bir diziydi, finalini bile HALA İZLEMEDİM. Cidden, bilgisayarda duruyor öylece, hiç de açıp izleyesim yok. American Horror Story'nin Coven olan sezonunu Suite Sister Angie ve Melda, Zachary Quintolu sezonunu da sevgilim çok öneriyordu, Coven'dan başladım, sevmedim de değil, sevdim ama benim sevdiğim bir şeyi "günümüze taşıyalım, günümüzde geçsin, modern hikayesi olsun" yaptıkları zaman kafadan o hikayeden soğuyorum, bu yüzden Sherlock'a bile ne kadar uzun süre önyargılıydım anlatamam, konusu çok güzeldi, karakterler de çok güzeldi ama onu da yarım bıraktım. Sonra belki sorun dizide değil sezondadır diyerek Asylum'a da başlayıp onu da yarım bıraktım, canavar gibiymişim lan, yediği kurabiyenin yarısını boşluğa döken Kurabiye Canavarı gibiymişim! Lost'a bile meraktan başlayıp ilk sezonu bitiremeden onu da bıraktım bu yıl!

İşin komik kısmı bunların hiçbirini "Dizilerin sanatsal değeri yok hmmpfhhh..." elitliğiyle yapmamış olmam, çünkü en sevdiğim ve en çok takip ettiğim diziler de dediğim gibi The Simpsons ve Gilmore Girls, pek çoğunuzun "Klişe romantik komedi, sıkıcı çocuk animasyonu, ıyh," diyeceği, en sanat kaygısı olmayan bu iki diziyi de nasıl bu kadar severek izlediğimi anlatsam aklınız durur, geçen gün televizyonda Cracked diye bir diziye denk geldiğimizde Christopher'ı gördüğümde "Aaaaa!" diye sevindim, Kirk'ü o kadar çok seviyorum ki anlatamam, yani bir nevi Friends'in bende yarattığı boşluğu Gilmore Girls ile doldurdum bu yıl. Heroes ve New Girl de yarım bıraktığım dizilere katılırken (Heroes'a sevgilimin hatrına bir şans daha vereceğim) The Big Bang Theory ve Under The Dome da bu yazıyı yazmasam varlıklarını bile unuttuğum diziler oldular.

Fakat diziler konusunda bu kadar karamsar mıyım, hayır, bu yılın en güzel iki keşfi de Onur'un tavsiyeleri olan Plebs ve Freaks And Geeks oldu ki ikisinin de bölüm sayısı az olduğundan aklımıza geldikçe birer bölüm izleyip tüketmemeye çalışıyoruz.

Sonuç olarak hiç kimse bir The Simpsons ve Friends etmiyor. (We'll really miss you Mrs. K.)

Ve bir yıl boyunca en sevdiğim birtakım şeyleri sayarken mezuniyet ve sağlık durumları özel teşekkürü hak ediyorlar. Bu yıl ayrıca buradan da anmazsam olmaz, iki çok yakın arkadaşımı birden askere gönderdiğim için "BURADAN ASKERDE OLAN AYHAN VE MERT'E SEVGİLERİMİ İLETTİĞİM..."

Herkese iyi yıllar!

Etiketler

2012 (2) absürd (2) Açlık Oyunları (3) Ahmet Hamdi Tanpınar (1) akustik (1) albüm (10) alıntı (39) Alice Harikalar Diyarında (1) Alsancak (1) anı (31) animasyon (5) anime (20) Another Earth (1) apocalypse (1) argo (1) arkadaşlık (4) aşk (1) atar (3) avukatlık (1) Battle Royale (1) benzerlik (2) Big Fish (1) bilimkurgu (7) Bill Fuckin' Murray (1) biyografi (1) blog (13) blues (1) Bob Dylan (1) Bozkırkurdu (1) Bulantı (1) bulaşık (1) Bumblefoot (1) Bunny Munro'nun Ölümü (2) Cate Blanchett (1) Cem Karaca (1) cinsellik (1) çizgi film (3) çizgi roman (4) çocuk (1) dağınık (1) David Bowie (3) David Coverdale (1) De Quincey (1) Deadman Wonderland (1) Death Note (1) Deep Purple (1) Delilah (1) deniz kızı (1) dergi (1) dizi (2) doğa (1) Doomsday Afternoon (1) Dune (1) edebiyat (33) efsane (2) eleman (1) Eurovision (1) ev (2) eylem (1) Eylül (1) Eylül Akşamı (1) fail (3) fare (1) fbkt (1) felsefe (1) festival (1) fikir (1) film (24) Fireball (1) Fish (1) gezi (1) gitar (1) Going to the Run (1) Golden Earring (1) Grave of the Fireflies (1) Grotesk (1) Guguk Kuşu (1) Guy Ritchie (1) günlük (2) haber (1) Hasan Ali Toptaş (1) hayal (1) hayat (2) hayvan (3) Hemingway (1) her şey (1) Hermann Hesse (2) hikaye (1) Hrant Dink (1) hukuk (10) Huzur (1) ilan (2) internet (3) ipucu (1) istemek (1) İzmir (2) Janis Joplin (1) Japon (7) Jean - Paul Sartre (3) Jeux D'enfants (1) Joe Satriani (1) John Cusack (2) John Lennon (1) John Steinbeck (1) Johnny Depp (2) Jon Lord (2) kadın (2) kadınlar günü (1) Kaptan (9) Kara Kitap (1) keçi (1) kedi (3) kısa (2) kızsal (1) Kimi Ni Todoke (1) kitap (33) klişe (1) koltuk (1) komik (6) korku (3) Kuragehime (1) kuş (1) kütüphane (1) Kylie Minogue (1) Last.fm (1) Led Zeppelin (1) Like A Rolling Stone (1) link (18) liste (2) Louis Wain (1) Madımak (1) manga (7) Manga Suyu (2) Marion Cotillard (1) Mars (1) Mary and Max (1) Me And My Bobby McGee (1) mektup (2) Melancholia (1) Memo Tembelçizer (1) mezuniyet (1) mızıka (1) Mike Portnoy (1) mim (1) mitoloji (1) mizah (4) müzik (22) NANA (1) Natsuo Kirino (1) Neil Gaiman (1) Nick Cave (10) notlar (5) Oğuz Atay (2) oha (3) okul (2) One Piece (1) Opeth (1) Orhan Pamuk (1) Oscar (1) oyun (9) Ozzy Osbourne (2) ölüm (4) öneri (4) öykü (6) Pan (1) pearl jam (1) Pet Shop of Horrors (1) Phideaux (1) Pilli Bebek (1) piyano (2) PJ Harvey (1) playlist (2) Pleasantville (1) popüler kültür (1) Procol Harum (1) progressive rock (1) Queen (1) Queens of the Stone Age (1) Radyo Eksen (1) Red Hot Chili Peppers (2) Regina Spektor (1) resim (9) Rilke (1) Robert Plant (1) rock'n roll (6) roman (3) rüya (1) Sabahattin Ali (2) saçma (8) sadakat (1) Samson (1) Samuel Beckett (3) sanat (2) Sandman (1) saygı (1) screenshot (1) senaryo (2) Sevgililer Günü (1) Sherlock Holmes (1) sıkıntı (1) Simone de Beauvoir (2) Sims (3) sinema (1) siren (1) South Park (3) soyad (1) sözlük (2) spoiler (2) Spongebob Squarepants (1) Starkers In Tokyo (1) stop-motion (1) sürpriz (2) şarkı (36) şiir (2) tavsiye (6) The Beatles (5) The Mist (1) The Vampyre of Time And Memory (1) Tim Burton (2) tiyatro (1) Top 5 (1) Toradora (1) Tori Amos (1) TTNet (1) Turhan Selçuk (1) Tutunamayanlar (2) Türkçe (1) Uğur Mumcu (1) Uykusuz (1) vampir (1) veda (2) video (26) Watchmen (2) Whitesnake (1) Winona Ryder (1) Wolf's Rain (1) Woody Allen (1) Y. (16) yalnızlık (1) yarışma (1) Yaşlı Adam ve Deniz (1) Yavuz Çetin (1) yeni yıl (1) Yıldız Tozu (1) yıldönümü (1)